İdam sehpasına giden bir mahkûm kadar umutsuz ve çaresiz bakıyor gözleri. Dünyaya gözlerini açtığı günden itibaren hiç sevilmemek, hiç kabul görmemek, bir de üstelik suçlanmak zor iş.
İnsan ruhu, özellikle kara günde giderek kararan daracık, küçücük labirentlerde gezinirken, kendine bir çıkış yolu arıyor. Süreyya’nın bu arayışları hep hüsranla sonuçlanmış ve çıkmaz sokaklarda kaybolup gitmiş.
Cinsel sorunları olan kişiler sıkça cinayet işler. işte bu cinayetlerde asıl sebep, kişinin bu zayıf, bu çirkin, bu acınası, iğrenç yönünün bir başkası tarafından görülmesi, anlaşılması ve yakalanmasıdır. Aslında kurtulmak istenen şey kişinin kendine bakan, kendini yargılayan, aşağılayan gözleridir. Sadece cinayet gibi büyük suçlar için değil, kişiyi iç dünyasında rahatsız eden hemen her tür olayda geçerlidir bu kural. Kendisi bilse bile, bir başkasının bu bilgiye ortak olması suçunu arttırır ve o kişilerin yok olmasıyla birlikte suç da ortadan kalkacak gibi hisseder kişi. Sanki kimse bilmezse o suç azalacak, onu artık rahatsız etmeyecek, yüreğine diken gibi batmayacaktır.
Suç işlerken yakalanmak insanları çok kötü etkiler. Onu, o anda gören herkesi yok etmek isterler. Bu sadece tanığı ortadan kaldırma isteği değildir. Çok başka türlü duygular gizlidir içinde. Sanki en mahrem, en çirkin, en görülmemesi gereken yerleri görülmüş gibi hisseder ve onları gören bu gözleri kör etmek, yok etmek isterler. Ne ceza alacaklarından çok artık asıl düşmanları o gözlerdir çünkü artık suçlu kendine de o gözlerle bakmakta, baktıkça kendini aşağılamaktadır.