Hayatın sorumluluğu alınmadığında hayatın kendisi de hissedilmez olur. Sanki yaşamıyor da başkaları tarafından yaşanıyor gibi hisseder insan. Hayat otantik olmaktan çıkar.
Geçmişten ders almadan, aynı hataları tekrar ederek yolumuza devam ediyoruz. Çünkü biz böyleyiz… Biz, kolay ölümler ülkesiyiz. Toprağın altına binlercesini bırakıp, hiçbir şey olmamış gibi hayata devam edenlerin ülkesiyiz. Biz, hesap sormayanların, soramayanların, unuttukça susturulanların ülkesiyiz. Her felaketten sonra başını öne eğip, aynı kaderi bekleyenlerin ülkesiyiz.Biz unuturuz… Sadece o acıların tam ortasında kalanlar unutmaz. Öyle bir unuturuz ki, adı bile anılmaz olur. Daha dün bir otel yandı; dumanı hâlâ gökyüzünde savrulurken, hafızamızdan çoktan silindi bile. Çünkü bizde yas, birkaç sosyal medya paylaşımıyla tutulur; öfke, birkaç gün içinde diner; acılar, yeni gündemlerin gölgesinde kaybolur. Ama biliyorum ki sıra bize de gelecek… Çünkü unutanlar, unutulmaya mahkûmdur.
“Yaşamın kanunudur: Önümüzde bir kapı kapanırsa, bir diğeri açılır. Ama kayıplara o kadar üzülürüz ki, yeni açılan kapıya dikkat bile etmeyiz.” der, karar vermekte zorluk çeken insanları tanımlarken André Gide. Çünkü biliyoruz ki, aldığımız her karar başka bir şeyden vazgeçmek ve onu kaybetmek anlamına da geliyor. Korku işte tam bu noktada başlar. Kazandığımız şeye odaklanamaz, kaybettiğimiz ya da vazgeçmez zorunda olduğumuz şeye takılı kalırız. Kaybetmekten o kadar hoşlanmıyoruz ve bu duygu o kadar güçlü ki, yanlış kararlar almamıza neden oluyor.