İnsan ruhu,
dayanıklılığının sınanmasıyla tabaklanan bir deri değildi. Duyarlı, nazik, içli
bir zardı. Bir şok anında yaralanır, örselenir ve bunun izlerini hep taşırdı. Bu
durumda acı, hastalığa dönüşürdü. Kendi yaşam biçimiyle. Solumasıyla, iniş
çıkışlarıyla. Her seferinde daha tehlikeli bir biçimde, hiçbir belirti vermeden
depreşir, kendinden beslenirdi. Ne yaşananlarla ne de çevreyle bağı
olmaksızın, krizler başlardı.
Eğer bağ varsa bile, o kadar derin, o kadar örtülü olurdu ki kimse –psikiyatri
bile– bunu aydınlığa kavuşturamazdı.
"Beni öldürmeyen her şey beni daha güçlü
kılar." Bu bir aptallıktı. En azından herkesin kullandığı çağdaş anlamı içinde.
Her gün yaşanan acı insanı dayanıklı hale getirmezdi. Yıpratırdı.
Kırılganlaştırırdı. Zayıflatırdı.