İnsanlar alçakgönüllü, özgüvenli, çalışkan gibi en iyi yönlerini sergileyen maskeler takarlar. Doğru şeyler söylerler, gülümserler ve fikirlerimizle ilgilenmiş gibi görünürler. Özgüvensizliklerini ve kıskançlıklarını gizlemeyi öğrenirler. Bu görünümü gerçek olarak alırsak asla onların duygularını öğrenemeyiz ve ara sıra ani direnç göstermeleri, düşmanlıkları ve manipülatif davranışlarına hazırlıksız yakalanırız. Neyse ki bu maskenin çatlakları vardır. İnsanlar yüz ifadeleri, SES TONLARI, bedenlerindeki gerginlik ve sinirli hareketler gibi denetleyemedikleri davranışlarıyla gerçek duygularını ve bilinç altındaki arzularının sözsüz ipuçlarını sızdırırlar.
"Duygularınıza güvenin!" Ama duygular sonuç ya da başlangıç değildir: Duyguların arkasında eğilimler, isteksizlik gibi bize miras kalan yargılar ve değerlendirmeler bulunur... Bir duygunun verdiği ilham bir yargının-ama genellikle yanlış bir yargının-torunudur ve hiçbir şekilde sizin kendi çocuğunuz değildir! Kişinin duygularına güvenmesi, içimizdeki mantık ve deneyim olan tanrılar yerine, büyükbabası ile büyükannesine ve onların büyükanne ve babalarına itaat etmesi demektir." Friedrich Nietzsche
Yaşamınızda stres ve baskı düzeyinin yükseldiğini fark edince kendinize çok dikkat etmelisiniz. Olağandışı kırılganlık yada hassasiyet, koşullarla orantısız anı korkular, kuşkular gibi belirtileri gözlemleyin. Yalnız kalabileceğiniz bir zaman ve mekan yaratın, bu anlarda olabildiğince tarafsizca gözlem yapın. Bu durumlarda perspektife ihtiyacınız olur. Duygusal sızıntılar olmadan yükselen strese dayanabilecek biri olduğunuzu asla düşünmeyin.