Sevgi ancak iki insan birbirlerine varlıklarının özünden bağlanır, her biri kendini varlığının özünden tutarsa gerçekleşir. İnsan gerçeğinin de canlılığının da sevgisinin temeli de işte bu "özden tanıma" deneyimidir. Böyle oluşan sevgi sürekli meydan okumadır, bir köşede dinlenme değil; çabalama, hareket etme, beraber çalışmadır. Öyle ki uyum ya da çatışma, neşe ya da üzüntü bile ikincil kalır. Önemli olan iki insanın birbirlerini varlıklarının temelinden yaşaması, kendi kendilerinden kaçmak yerine birbirleriyle bütünleşirken kendi kendileri ile bütünleşmeleridir.
Otomatlar birbirlerini sevemedikleri gibi Tanrı'yı da sevmezler. Bugün Tanrı sevgisinin yozlaşması, insan sevgisi yozlaşması düzeyine ulaşmıştır. Bu gerçek, çağımızda dinde bir devrimin tanığı olduğumuz düşüncesine karşı çıkar. Çağımızda tanığı olduğumuz şey, istisnalar olsa da Tanrı kavramının giderek putlaştırılması ve Tanrı sevgisinin yabancılaşmış karakter yapısının bağlılık ilişkilerine dönüştürülmesidir. İnsanlar ilkesizliğin ve inançsızlığın huzursuzluğu içindeler.