Esir düştüğüm günlerde ilgi çekici bir cizvit tanımıştım. Papazlar arasına katılması şöyle olmuştu. Bir sürü bahtsızlığa uğramıştı; hayatta daha çocukken babası ölmüş, yoksul ve kimsesiz kalmıştı. Bunun üzerine bir din okuluna sığınmıştı. Yazık ki bu durumu durmadan başına kakalınıyordu, çocukcağızın açıkta kaldığı için içeri alındığı duyuruluyordu kendisine. Bu yüzden küçüklerin hoşlandığı, o onur yüceltici, okşayıcı hareketleri görmedi hiç. Üstelik 18’ine girince başarısızlıkla biten bir aşk serüveni geçirdi, 22’sinde subaylık sınavını kazanamadı. Önemsiz bir şey belki ama onun için bardağı taşıran bir damla oldu bu. Genç adam şöyle düşünebilir de başarısızlığa uğramıştı yenilmişti. İşte bu bir işaretti, ama neyin işareti. koyu bir üzüntü ya da umutsuzluğa kapılmak işten bile değildi. Öyleyken delikanlı enine boyuna bir güzel düşündü şuna karar verdi: Evet bir işaretti bu. işarette gösteriyordu ki, dünya işlerinde zaferler kazanacak bir kimse değildi o. Böylesi işler için yaratılmamıştır. Dinin, ermişlerin, İnancın, imanın getireceği başarılar için yaratılmıştı. Ancak bu yoldan zaferler kazanabilirdi. Sonunda tanrının bir işareti saydı bunu, kalktı tarikata girdi, cizvit oldu. Görüldüğü üzere bir işaretin anlamı üzerine karar verirken tek başınadır insan. Nitekim bunca başarısızlık karşısında delikanlı bir başka kararda verebilirdi. sözgelimi devrimci ya da doğramacı olmak isteyebilirdi, istemediğine göre işareti yorumlamanın bütün sorumluluğu onundur yalnızca onun omuzlarındadır.