Gülüşün değse gönlüme, bahar olur her yanım, Bir sen diye atar olmuş gecem, gündüzüm, canım. Adını ansam bile yüzümde sebepsiz bir tebessüm, Sana dair ne varsa benim en güzel nasibim. Bir bakışın yeter bana, dağılır bütün kederim, Yanımda olsan susarım, susunca da seni derim. Öyle ince işlemişsin kalbime hecelerini, Kendime sorar dururum: "Nasıl sevdim ben seni?" Yanağındaki al renk mi, yoksa utanışın mı güzel, Gözlerindeki ışık mı, yoksa bakışın mı güzel? Karar veremedim hâlâ, her gün yeniden şaşarım, Baktıkça usulca sana biraz daha kanarım. Bir gün eşim olacaksın, düşüncesi bile başka, Kalbim sevinçten şaşırır, karışır tatlı telaşa. Sen "abartıyorsun" dersin, ben yine inkâr ederim, Ama seni gördüğüm an ele verir gözlerim. Ne güle benzer güzelliğin, ne de aya benzer yüzün, Benzetmeye çalışırım, yetmez hiçbir sözüm. Bir ömür yanımda olsan yine doymam sesine, Allah seni yazmış belli, benim kalbimin içine.
Nefret ediyorum hep bir karar verme halinden. Hep bir yol ayrımından. Neyin beni mutlu edip edemeyeceğini bilememekten!!
Reklam
"Bunlar mesela çok askerî strateji olarak kullanılır. Mesela bir toplumu durumun değişmeyeceğine ikna etmek, durumun değişmesini engeller." Altay Cem Meriç
Kimlik için kullandığımız dil arkeolojidir. Kazmak. Ortaya çıkarmak. Bulmak. Sanki benlik, zaten tamamlanmış, toprağın altında kalmış bir esermiş gibi, üzerindeki toprağı temizleyip ışığa tutmanızı bekliyor. Kendinizi bulmazsınız. Kim olduğunuza siz karar verirsiniz. Bu ayrım, size güç, baştan çıkarma, başkalarının aklından çıkmayan biri olma hakkında anlatabileceğim neredeyse her şeyden daha önemlidir. Çünkü "bulma" çerçevesi pasiftir. Sizi bekletir. Sizi kendi hayatınızda bir turist yapar, deneyimler arasında dolaşır ve sonunda içlerinden birinin size baştan beri kim olduğunuzu söylemesini umarsınız. Bize anlatılan hikaye şöyle: İçinizde bir yerlerde gerçek bir benlik var. Tercihleri, tutkuları ve net bir yön duygusu var. Sizin göreviniz yeterince dikkatlice dinlemek, yeterince uzun süre beklemek, yeterince şey denemek ve sonunda kendini gösterecektir. Bir fosil gibi. Bir sır gibi. Bu hikaye cazip çünkü sizi sorumluluktan kurtarıyor. Henüz "kendinizi bulamadıysanız", bu cesaret eksikliği değil. Sadece kötü şans veya kötü zamanlama. Hala arıyorsunuz. Hala açıksınız. Arama işini yapıyorsunuz. Ama bu hikayenin aslında ne ürettiğine bakın: yıllarca belirsizlik içinde yaşayan insanlar. Kimliklerini ceket gibi deneyip geri verenler. Kendi hayatlarını bir deneme kabini gibi görenler. Bir şeyleri düzeltmek yerine, bir şeyin doğru hissettirmesini bekleyenler. Kim olduğunuza karar vermek, bir şeyi kesip atmak demektir. Kelimenin anlamı da budur: de-cidere , kesip atmak. Karar verdiğinizde, diğer olasılıkları öldürürsünüz. Şöyle dersiniz: bu versiyon, o değil. Bu yön, diğerleri değil. Ben buyum ve artık alternatifler için müsait değilim. Bu korkunç. Zaten öyle de olmalı. Çoğu insan bunu asla yapmaz çünkü o kapının ardında ne olduğunu hissedebilirler: kesinlik. Geri
Substack
Doğumdan 5 dakika sonra adınıza,dininize, milletinize ve mezhebinize karar verilir. Hayatınızın geri kalanını;kendi iradenizle seçmediğiniz bu kavramları savunarak geçirirsiniz… Arthur Schopenhauer
Alıntı
Doğumdan beş dakika sonra ismine, diline, milletine ve mezhebine karar verirler. Sen de ömrünün geri kalanını seçmediğin şeyleri savunarak geçirirsin.
Alıntı
Reklam
Reklam