"......Her iki mertebenin ortasında nefs-i levvame vardir; insan olanın, insani olanın mertebesi...
O ne nurdur, ne de nâr; o ne cennettir, ne de cehennem; o tek kelimeyle a'raftır, berzahtır, sırattır; trajedidir yani. Suçluluk duyan, kendini kınayan, tatmin olduğunda tatminsizliği tatminsiz olduğunda ise tatmini arayan bir varlığın halidir nefs-i levvame.
Öncesiz değilim, ben önceyim.
Sonrasız da değilim; aksine, ben sonrayım!"
"...John Berger, "Artık orada olmayan bir şeyi özlemenin âni ıstırabı, insanın âniden elinden düşen bir kavanozun paramparça olması gibidir." der. Bu durum hem insanlarla hem de nesnelerle olan ilişkimizde hepimizin başına gelmiştir hiç şüphe yok ki. Bir nesnenin bir anda elimizden kayması gibi, insanlar da bir anda hayatımızdan çıkıp gitmişlerdir birçok kez. Berger, o kavanozu parça parça yeniden yapıştırdığımızda olanı ise şöyle anlatır. "Hem daha kusurlu hem daha değerli."
"Kusursuzlaştıkça daha değerli hale geleceğine inanıyoruz; hem nesnelerin hem ilişkilerin, hem insanların hem de kendimizin. Bu sebeple de rötuşlarla kapatmaya çalışıyoruz kusurların üzerini. Kusurlarımız özen gösterilerek yapıştırılmış değil de üstü kapatılıp yok sayılmış bir halde kalıyor. Girdiğimiz ilişkilerde de bu kırıklar hiç beklemediğimiz anlarda hissettiriyor kendilerini."
"...Kintsugi, kırılan bir nesneyi altın ile yapıştırarak tamir etmek anlamına gelen bir japon geleneğinin adıdır. Kırılan kısımları kapatmak şöyle dursun adeta o kırıklar sayesinde nesneyi eskisinden çok daha değerli bir hale getirme uğraşıdır diyebiliriz Kintsugi için özetle. Kintsugi felsefesi açısından kırılma, bir yok olma anlamına gelmiyor, aksine yeni bir var olma şekli olarak kabul ediliyor."