“… hayatımda hiçbir zaman iç dünyam ne yıkıcı ne de yapıcı herhangi bir alevlenme ya da tutuşma ile dolup taştı. Hayatım, diğer insanlarınkinden farklı olarak, ağır ağır renklerle ve ışıkla dolan, sonra zaman ilerledikçe her şeyin alev alev yandığı, fokurdadığı, parlak öğlen güneşin altında kıpır kıpır kımıldadığı sıcak bir gün ortasına dönüşen, ardından giderek sakinleşen, solan ve nihayet yerine doğal bir biçimde yavaş yavaş akşamın alacakaranlığına terk eden bir sabaha benzemedi. Hayır, benim hayatım sönüşle başlamadı. Çok garip, ama varlığımın bilincine vardığımın daha ilk dakikasında bir geleceğimin olmadığını, hayat ışığımın yavaş yavaş kararıp sönceğini hissettim.”