Kederli bir mecburiyettir bir insanın ülkesini sevmesi. Belki bunca haksızlık edilmiş bir halka “bir de ben haksızlık etmeyeyim” diyedir. Ya da çok dayak yediği için arsızlaşmış, hissizleşmiş bir çocuğa duyduğumuz merhametle seviyoruz bu ülkeyi. Dünyada başka bir yer görmeden bile, bunca tuhaflığın başka hiçbir yerde olmayacağına kesinkes inanmamız, çürük bir gülüşle hep bunu tekrar etmemiz bundandır herhalde; ancak garip ve anlaşılmaz bularak affedebiliyoruz bu toprakları, bu toprakların durmadan yorulmadan her gün bize gösterdiklerini. Fakat anlamak zorunluluğu, insanoğlunun boynuna geçirilmiş müebbbet bir hüküm gibi. Bu acayip karmaşayı her gün yeniden anlamaya çalışmaya deniyor galiba “aydın olma sorumluluğu”