Sonunda, Hamurabi yasalarında olduğu gibi belirli ölçüler geliştirildi. Bir dişe, bir göze ya da bir yaşama karşılık ne ödeneceği saptandı. Hangi suçun kimin tarafından işlendiğine göre cezalar da değişti. Genellikle suçun büyüklüğüne karşı verilen ceza, suçu işleyen kişinin saygınlığı oranında az oldu ve bu tarih boyunca böyle süregeldi.
İlkel insan acımasızdı. Kendini koruyabilmesi için öyle olmak zorundaydı. Ama diğer insanlara acı vermekten zevk alma eğilimi savaşlarla birlikte gelişmiştir. Başlangıçta bu yalnızca savaşta yaşanan bir duyguydu ve kabile icinde bu tür saldırgan davranışlara rastlanmazdı. Ne var ki, savaşta öldürmeyi öğrenen insan bunu barışta da uygulamaya başladı.
Gerçi devlet istilanın bir ürünüdür ve kazanan grubun yenilene egemen olmasından kaynaklanır, ama salt silah gücüne dayalı bir devlet de uzun ömürlü olamaz. Çünkü insan doğası zora ve baskıya karşı inatla direnme eğilimindedir. Bu nedenle, barış dönemlerinde de toplumları yönetme sanatı gelişmiş, devlet gücünün dolaylı ve hissettirilmeden uygulanabileceği çeşitli üst yapı kurumları oluşturulmuştur.
Günümüzde bile çoğu insan devletin getirdiği yasalardan ve vergilerden pek hoşlanmaz. Yasaların oluşturulmasını ve uygulanmasını gerekli bulur, ancak bunları kendisinden çok diğer insanlar için gerekli olduğunu düşünür.