• Bir karga başka bir kargaya saldırmaz. Ama ikisi bir kartalı alaşağı edebilir.
  • İyi akşamlar. Az katılımlı bir Eylül ayı etkinliği geçirdik. Halen devam ediyor gerçi, belki 1-2 öykü daha eklenir. Bir de otobüs vardı , etkilenmeler olmuştur tabi. Ama genel bir atalet de var gibi bu cephede. (Ben de sonuna yetişebildim zaten) Üşenmeyip katkıda bulunan herkese çok teşekkür ederim

    Ekim ayı için anket yapmayacağız. Değerli Metin T. 'nın katkılarıyla bambaşka bir etkinlik olacak Ekim'de. Kendisi biraz ilerlememiz gerektiğini tavsiye etmişti kendi çapında hikaye yazan insanlar olarak - o yüzden bir deneme yapmaya karar verdik. Daha önce yayınladığım bir iki iletide de ipuçlarını vermiştim zaten. (#33734855)

    Ekim ayının teması “Yeniden Yazmak”. Daha önce yaşanmış bir olayı, yazılmış bir roman, öykü ya da masalı tekrar yazacağız. Ne demek bu? Oluşan kurguyu benzer bir şekilde biz de kaleme dökeceğiz, yer zaman kişiler ya da başka her şey değişebilir. Sadece okuduğumuz şeyin o ilk kurgu olduğunu anlayabilelim yeter. (Metin Hocam, burada yanlışım varsa düzeltirsen sevinirim)

    Zor bir şey mi, olabilir. Ama bir çok örneği de var aslında. Bir Hamlet'in edebiyat, sinema, oyun vb. ne kadar çok yeniden yazıldığını bilseniz şaşarsınız. Ya da hemen her ay yeni bir Romeo ve Juliet uyarlaması çıkıyor bir yerlerde. Uzayda, 80'lerde, köyde, gemide, her yerde aşık olup ölebiliyor insanlar. Ama ben Metin Hocanın bana gönderdiği kendi yazdığı bir hikayeyi örnek olarak buraya ekleyeceğim. Bir haberin uğraşılmış bir yeniden yazılası - kendi cümleleriyle açıklayalım olayı:

    “İkincisi, tamamen yeniden yazmak üstüne kurulu. Yani konu senin dışında cereyan etmiş bir şey. Var yani Üstelik senin yaşayabileceğin bir şey olma ihtimali de zayıf. Hemen bunu kullanıp yeniden yazıyorsun. Mesela, https://www.bbc.com/...erler-dunya-43710566 bu haberi okudum önce, sonra araştırdım ta başından beri. Özeti şöyle: Bu ajan Amerika adına çalışmış bir Rus. Deşifre olunca yakalanıp Rusya’da hapse tıkılıyor. Amerika adama sahip çıkıyor ve ajan değiştirme teklifinde bulunuyor. Ruslar için kendine çalışmış ama yakalanmış ajanların pek bir kıymeti yok. Zaten işi gücü inkâr. Böyle olunca, 10 ajanına karşılık bu Rus’u iade ediyor. Tabi arada antlaşma var. Artık deşifreler ya, maaş bağlayıp yaşatalım, dokunmayalım diye imzalar atılıyor. Birkaç yıl sonra bu adam zehirleniyor. Yani anlaşma tek taraflı olarak ihanete uğruyor. Tabii Ruslar asla kabul etmiyor. Oysa kullanılan zehir bile kendi yapımları. Neyse. Konu bu. İşte ben bunu yeniden yazdım. Aralara başka soslar da attım. Mesela planlayıp konuşmak, planladığını konuşmamak. Ve planlanıp söylenmeyenlerin başına ne geldiğini işlemek gibi.”

    Metin Hocanı yeniden yazdığı hikaye burada: https://yadi.sk/d/Gys6MubdQArsAw . İsteyenler detaylı olarak inceleyebilirler.

    Peki biz neyi yeniden yazacağız Ekim Ayı boyunca. Başta Metin Hoca gibi ilginç haberler bulmayı düşündüm , ama açıkçası, uğraşamadım- fazla bir esprisi olmayacaktı. Sonra Metin Hoca çok bilinen bir fabl'ı (Karga ile Tilki) da yeniden yazdığını söyleyince bunun üzerinde çalışabileceğimizi düşündüm. O da beğendi bu fikri, ama ben yine de kısıtlamayı düşünmüyorum fazla yazmak isteyenleri (Bu kadar konuşmadan sonra hala bir şeyler yazmak isteyen varsa tabi)

    Hepimizin bildiği Masal ve Fabl'ların yeniden yazımı ile ilgili olacak bu ayki hikaye etkinliğimiz. İsteyenler farklı şeyleri de deneyebilir – onlara da açık kapımız. Ama Masallar ve Fabl'lar okuyucular tarafından daha kolay anlaşılabilir diye düşünüyorum. Mayıs'tan beri hikaye yazıyoruz, kendimizi sınamak için güzel bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Metin Abi'nin dediği gibi biraz zorlamamız gerek belki kendimizi. Önümüzdeki ay anket olayına devam ederiz herhalde. Umarım yazmak isteyenleri fazla korkutmamışımdır. Bu ay da böyle oldu. Etkinlik Ekim boyunca sürecek, yazmak isteyen herkese kolay gelsin şimdiden.
  • Ekmek herkese yetecekti aslında.
    Tarlaya karga dadandı,
    Ambara fare,
    Fırına hırsız,
    Memlekete harami!
  • "Surata bakma genç kız,sen kalbe bak.Yakışıklı bir gencin kalbi çoğu kez çirkindir.Kalpler vardır,içinde sevgi barınmaz.
    Genç kız,köknar güzel değildir,güzel değildir kavak gibi,ama kışın da dökmez yaprağını.
    Heyhat! Neye yarar bunu söylemek? Güzel olmayanın var olması hata; Ancak güzelliği sever güzellik,Ocak ayına sırtını döner Nisan.
    Güzellik kusursuzdur,güzellik her şeye kadir; Yarım olmayan tek şeydir güzellik.
    Karga ancak gündüz uçar,baykuş ancak geceleri,kuğuysa hem gece hem de gündüz vakti."
  • "Eğer bir gün bir kitap yazsaydım böyle bir kitap yazardım."
    Her Mustafa Kutlu okumamdan sonra bu cümleyi kurarım içimden, bu sefer daha sesli kurdum. Oysa ben çok değil bir sene önce hiç Kutlu okumamış bir insandım. Yine geçen sene bu zamanlar yeni bir kitabı çıkmıştı Tarla Kuşunun Sesi onunla başladım okumaya ve geçen bir senede bu okuduğum 13. kitabı. Artık Mustafa Kutlu'yu tanıyorum hatta bir hayranıyım diyebilirim. Yukardaki cümleyi kurma sebebimse her kitabında kapıldığım sanki bu kitabı ben yazmışım duygusu, olay örgüsünden, karakterlere, olay arasında çaktırmadan ifade ettiği düşünceler tamamen benim düşündüklerim. Bu açıdan hiç bir yazarı kendime bu kadar yakın hissetmedim. Mustafa Kutlu kitaplarından aldığım zevkte bundandır. Aynı şeyi düşünüyoruz ama o yazıyor ve çok güzel yazıyor. Oysa ki ben yazamam. Bakın ben, bir çok tuhaf marifetimin yanı sıra, elime bir kalem verseniz ve deseniz ki edebi bir şey yaz şuraya, adımı soyadımı bile yazamam. Yazmakta bir sanatçının bir müzik bir beste yapması gibi büyük bir yetenek. Yeteneği olmayan yazamaz. Çok okuyan, edebiyatı seven böyle biri olsa da yazamaz yetenek yoksa. Zaten edebiyatta bir sanat. Mesela sitemizde bazı arkadaşlarımız öykü yazımı yapıyorlar. Taktir ediyorum güzel öyküler çıkıyor. Çokça imrensem de ben hiç cesaret edip denemedim. Gerekte yok zaten herkes becerebildiği işi yapmalı. Evet var edebiyatla yakından uzaktan alakası olmayıpta kitap yazmaya kalkan. Ama bazen öyle kitaplara denk geliyorum ki, kitabın sayfası isyan ediyor bu kitabın kağıdı olacağıma tuvalet kağıdı olsaydım diye. Neyse kendimden çok bahsedip konuyu da çok dağıttım. Bu güzel kitaptan bahsedelim artık ama bu sefer spoiler fazla olacak kitabı okumadıysanız ve okumayı düşünüyorsanız incelemeye burdan sonra devam etmemenizi tavsiye ediyorum.
    Yine kalabalık bir hikayeyle karşımızda Mustafa Kutlu, olaylar, karakterler, fikirler kalabalık. Kitap bittiğinde 300 sayfa değilde 1000 sayfa okumuş gibi oluyorum. Olay örgüsünden başlarsak Suna ve Elifle başlayıp ikisinin de özellikle Suna'nın geçmişini hatta uzak geçmişini -ki hepsinden ayrı bir hikaye kitabı çıkar- anlatıyor. Bu kısmı çok sevdim çünkü klasik Kutlu fikirleri burada bol bol var, her kitapta bahsettiği, modernleşme, şehirleşme, köyden göç, toprağı terk etme, tüketim bireyi olma ve buna hapsolma... Mustafa Kutlu bu konuları neredeyse bir sosyolog edasıyla çok güzel işliyor. Burada da Suna'nın aile geçmişinde sık sık bunlarla karşılaşıyoruz. Mekan tabi ki Üsküdar. Mustafa Kutlu kitaplarına kendinden çok şey katıyor. Zaten karakterlerden biri her kitap ya Erzincanlı ya oraya yolu düşer. Bu seferde Suna'nın annesinin dedesi Erzincan olmasa da oraya yakın Arapgirli. Anneannesi de öğretmenliğini Erzincanda yapıyor. Şaşırmadım tabi, memleketine sahip çıkması hoşuma gidiyor hele ki bu gece Akhisar'ın Galatasaray'ı 3-0 yenmesini düşününce. Neyse dağıttım yine. Başkarakterimiz Suna ve Elif hatta Suna daha ön planda. Bu kitabı okuyan çoğu kişi Suna'yı kendisine çok daha yakın görecek ve benzetecek. Hatta ben bile bir erkek olarak öyle gördüm. Kaşını gözünü değil tabi zira hanfendi Isabelle Adjani'ye tıpatıp benziyor. Suna'nın fikirleri, arayışı, düşünüp isteyip yapamayışı ve nihayetinde çoğumuzun geldiği yer olan "Ya Tahammül Ya Sefer" noktasına gelişi. Elif hanım ise biraz daha marjinal bir karakter, kavgacı, mücadeleci. Ama ikisininde en ortak noktası bizle de ortak diye biliriz deliler gibi kitap okumaları.
    Ahmet Hamdi Tanpınar takdimine, göz önüne koymasına da özellikle bir paragraf açmak lazım. Mustafa Kutlu'nın Tanpınar sevdası malumdur kitaplarını da kendi yayınevi basıyor zaten. Çoğu kitabında ufak ufak değinir Tanpınar'dan ama bu sefer Edebiyat Doçentimiz Suna üzerinden kitabı okuyanların kitap biter bitmez Tanpınar okumaya başlamasına neden olacak kadar bir Tanpınarla çıkıyor karşımıza, öyle ki Suna'nın Ali ile tanışması bile Tanpınar sayesinde olacak kadar bağlayıcı yapmış hikayeye. Suna'nın edebiyatçı olması da onun üzerinden Tanpınar hakkındaki görüşlerini okuyucuya aktarmak için bir fırsat tabi. Bu anlamda Suna'nın yazar hakkında söylediği çoğu şeyin Kutlu'nun düşüncesi olduğunu düşünüyorum.
    Bir konu daha var ki bu biraz Kutlu Amcaya sitem. Serdar eşini aldatır, Tarık eşini aldatır, Ali eşini aldatır. Üstad bir tane iyi erkek karakter olmaz mı şu hikayede? Şimdi 3'te 3 olunca insanlar genelleme yapmaya başlar. Şaka bir yana burda beni en fazla üzen ama şaşırtmayan tabiki Serdar oldu. Tamam Serdar'a kızmayayım hadi artık Serdar'lar çok var Kutlu da bunun farkında bu Serdar gibilerini biz Ya Tahammül Ya Sefer de öğrendik zaten. Geçmişin siyasi cenderesinden geçen dava adamları, zalimin zulmüne feryat edenler, şimdi devran dönünce parayı bulunca o geçmiş günleri, bütün o koşuşturmaları, o eylem planlarını, Beyazıttaki gösterileri, polisle, karşıt görüşle kavgalarını, uğradıkları zulmü, davayı unuttular. 28 Şubatta başörtülü arkadaşları savunan Serdar'lar devran dönünce güç kendilerine geçince, parayı bulunca.. neyse şimdi küfretmek istemiyorum velhasıl para adam olmayanı bozar. Elif bir yerde bunu söylemişti tam hatırlamıyorum hatırlayan arkadaşlar varsa yazsın lütfen. Serdar'ın belki de hiç imtihana girmediğini, imtihana girmeden sınavın kazanılamayacağını. Sevincini bulma koymuşsun kitabın ismini sayın Kutlu, kim sevincini buldu peki bu kitapta. Yüreği güzel iki kadın, yüreğindeki bütün yüzlerin O'na dönüşeceği bir "O" hayal etmişlerdi ta küçükken büyüdüler birer "O" da buldular ama Onlar sevinci değilmiş.
    Suna ile başladık onla bitirelim. Suna inzivasını ve kendini bulmak için Ya Sefer demesini Yunus'un şu sözleriyle desteklemişti: "Beni bir dağda buldular kolum kanadım kırdılar." Benimde aklıma Ahmet Kaya'nın "Biz dağlarda keklik idik şimdi bu çöplükte karga olduk." sözleri geldi. Ahir Kelam büyükdedesinin Arapgir'in bir köyünde başlayan hikayesi, Fıstıkağacı, Çamlıca, Üniversite derken yaklaşık bir asır sonra yine bir köyde bitti. Kutlu yapacağını yaptı her hikayesinde kente göçürürdü köylüyü yine yaptı ama bu sefer finalde hikaye tersine döndü. Ve hikaye bitti. Bu tuhaf insanların hikayesi artık bizim içimizde sürecek çünkü yazar öyle istedi. Ama kimseye iltimas geçmek yok çünkü herkes payına düşeni yaşar. Suna ve Suna gibiler için de dua etmeyi unutmayın. Ne demişti Mustafa Amca "Dua müşterek, çünkü dert müşterek."
  • "Karga gül dalına konsa,
    Gülün kadrini ne bilir,
    Kendi kadrini bilmeyen,
    Elin kadrini ne bilir..."

    - Pir Sultan Abdal -
  • SûbhanAllah bütün hayvanlardan bahsetmiş Allah-u Teâlâ:

    ▶️Deve ile ilgili =Ğaşiye-17
    ▶️Sivrisinek =Bakara-16
    ▶️Binek hayvanları =Lokman-19, Nahl-8, Cum'â-5
    ▶️Buzağı=51
    ▶️Çekirge, kurbağa, bit =Âraf-133, Kamer-7
    ▶️Dev Balık,Balina =Saffat142, Kalem-48
    ▶️Hınzır (domuz) =Bakara-173, En'âm - 145
    ▶️Arı =Nahl-68
    ▶️Bıldırcın =Bakara 57,Tâhã
    ▶️Koyun, keçi =En'âm-143
    ▶️Örümcek =Ânkebut-41
    ▶️Karga=Maide-31
    ▶️Kelebek=Kariâ-4
    ▶️Maymun= Bakara-65,Maide-60
    ▶️Kelp(köpek) =Âraf-176
    ▶️Karınca=Neml=18