Ortada dinleyen kimse yoksa Tarlakuşu kadar tatlı öter karga. Eğer bülbül de gündüz vakti Kazlar tıslarken ötseydi, Sesini çalıkuşundan ayırt etmek imkansız olurdu. Kim bilir neler, yerinde ve zamanında olduğu için Beğenilmiş ve değerli bulunmuştur!
Yalan söylemeden büyümeyi başarabilecek miyim. İnsan­lar çoğaldıkça, kalabalıklar, kitaplar, düşünceler, olaylar karmaşıklaşınca ne yapacağım. Bir bunu biliyorum şimdi­lik, benden başka herkes yalan söylüyor. Hayretle, saatlerce omuzlarından asılmış şu iki kolu düşünüyorum, onlar da yalan söylüyor. Yıllar sonra, yorgun bir karga gibi, şu bin­lerce kahvenin herhangi birinde kendimi altmış altı oynar­ken bulmak istemiyorum. Yalan söylemek istemiyorum. İçimdeki dönüşüm, beni usul usul yol alan bembeyaz bu­lutlardan kayalıklara fırlatmaya hazırlanıyor. Vahşi çığlıklar yükseliyor, kimsenin girmediği şu harap kilise duvarının içinde Mendireğin Karşı'ya (Karşı Rusya olur) bakan kaya­lıklarının üstünde, içimde garip kıpırdanmalar, beni garip bir dünyaya çekiyor.
Reklam
Ortada dinleyen kimse yoksa Tarlakuşu kadar tatlı öter karga. Eğer bülbül de gündüz vakti Kazlar tıslarken ötseydi, Sesini çalıkuşundan ayırt etmek imkansız olurdu. Kim bilir neler, yerinde ve zamanında olduğu için Beğenilmiş ve değerli bulunmuştur!
Sayfa 106·Kitabı okudu
Karga şahan oldu kuzgun baz oldu Mabutları tanbur ile saz oldu Kısalar uzadı hep d ıraz oldu Değmelere kaftan biçilmez oldu
Şiir
Amerikan psikolojisinin atası William James, tüm kargaların siyah olduğu iddiasını çürütmek için tek bir beyaz karga yeterlidir, demişti.
Sayfa 393
Alıntı
Şef Bol Darbe, geçmişte yerli hikâyelerini çarpıtan beyaz adamlara karşı duyduğu derin güvensizliği aşarak nihayet konuşur. Anlattığı şey, sadece bir kültürün bitişi değil, kendi hayatının da nasıl bir "hiçliğe" gömüldüğüdür. ​Şef, çocukluğunda ve gençliğinde Büyük Düzlükler'de özgürce at koşturan Karga halkının o görkemli dünyasını anlatır. Hayat; avlanmak ve savaşmak gibi iki kutsal amaç üzerine kuruludur. İsimlerinden pişirdikleri yemeğe kadar her şey bu düzene hizmet eder. Ahlaklarının merkezinde ise toprağa çaktıkları ve sınırlarını, onurlarını koruyan oyma tahta kazıklar vardır. Şef, en az Avrupa uygarlıkları kadar karmaşık ve derin metaforlarla örülü bu muazzam medeniyeti bizzat yaşar. ​Ancak bu medeniyet, beyaz adamın gelişiyle kökünden sarsılır. Beyaz adamlar yerlilerin topraklarını ellerinden alır ve onları rezervasyonlara (sınırlı kamplara) kapatır. İşte trajedi tam bu noktada başlar: Şef, hayatının belki de sadece ilk 10-15 yılında bu özgür ve anlamlı dünyayı yaşamıştır. Şu an yaşlı bir adam olarak bu hikâyeyi anlatırken, hayatının geriye kalan o koskoca 40-50 yıllık dönemini tamamen yok sayar. Çünkü beyaz adamın gelişiyle ne avlanacak bir alan ne de uğruna savaşılacak bir onur kalmıştır. ​Şef, ömrünün neredeyse tamamını kaplayan o uzun, sessiz ve esaret altındaki yılları tarihe gömen şu kahredici sözü söyler: ​"Ondan sonra hiçbir şey olmadı." ​Çünkü onun gözünde, beyaz adamın gelişiyle halkını var eden o kadim dünya ölmüştür ve dünyası ölen bir insanın, sonrasında geçen onlarca yıllık ömrü de yaşanmış sayılmaz.
Sayfa 165·Kitabı okuyor
Yıkım
Reklam
Reklam