kâri

Şiî perspektifte ironik adalet
"Ne büyük ironidir ki peygamberimizin sevgili eşine iftira ve hakarette bulunan Şiîlere Allah masum hanımların iffetine dil uzatanlara verilen cezayı kendi elleriyle uygulamaktadır. Malumdur ki iffetli kadınlara zina iftirası atmanın İslam’da had cezası sopalanmaktır. Bu maddi cezanın yanında onların şahitliğinin kabul edilmemesi ve lanetlenmeleri de manevi bir cezadır. Onlar her merasimde kendilerini kırbaçlar ve zincirlerle döverek hem görünüm olarak insan onuruna yaraşmayacak derecelere düşmekte hem de kendi kendilerine had cezası uygulamaktadırlar. Şahitliklerine ve sözlerine güvenilmeyeceği ise zaten Şiâ'nın takiyye nedeniyle tarih boyunca bizzat ispatladığı bir vakıadır."
Sayfa 357 - Tin Yayınları·Kitabı okudu
Reklam
Hakikat ve Yalan
"Hakikatin kaderidir bu. Hakikat yerinden doğrulana kadar yalan dünyayı dolaşır. Yalan ani ve hızlıdır, hakikat yavaştır. Yalan kısadır, hakikat uzundur. Bu tıpkı şuna benzer: Zehirlemek kolay, iyileştirmek zordur. Zehirlemek hızlı, tedavi yavaştır; yıkmak hızlı ve kolay, inşa etmek yavaş ve zordur. Zulmetmek hızlı, hakkını vermek yavaştır. Zanna sevk etmek kolay, zannı bertaraf etmek zordur. Bu nedenle bir şeyin hakikatinin künhüne varmak ancak ayrıntılı tetkikle mümkün oluyor."
Sayfa 204 - Tin Yayınları·Kitabı okudu
Şiîlikte öze yönelen çilecilik
"Şiilik müntesiplerine sürekli biçimde bir suçluluk ve yetersizlik duygusu aşılamaktadır. 21. yüzyılda yaşayan bir Şiî bile matem törenlerinde kendisini dövdüğünde aslında Hüseyin’in katledilişinde kendi payı olduğunu, ya da tam anlamıyla onun intikamının alınmaması ve onun vaadinin (mehdi) gerçekleşmemesinde kendisinin de suç ve sorumluluğu olduğunu düşünür."
Sayfa 164 - Tin Yayınları·Kitabı okudu
Din
Tekfircilik, Hariciler ve Şiîler
"Hakikatte Hariciler ile Şiîler aynı meşrebi, aynı yolu takip ederler. Ancak Hariciler akidelerini aşikâr bir biçimde ilan ederken Şiîler bu cürete sahip değildirler ve inançlarını gizlerler. İki taife de Müslümanların genelini tekfir etme konusunda aynı tutumdadırlar."
Sayfa 148·Kitabı okudu
Şiiliğin temeline dair bir görüş
Araplar hür yaşamaya, Farslar ise krallıkla idare edilmeye ve krallığın veraset yoluyla Kral ailesine geçmesine alışmışlardı. Bu nedenle halifenin seçimle gelmesine bir anlam veremiyorlardı. Peygamber (sav) ahirete irtihal etmiş ve arkasında erkek evlat bırakmamıştı. Öyleyse amcası oğlu Ali b. Ebû Talib ondan sonra gelmeye daha layık idi. Ebû Bekir, Ömer ve Osman (r.a.) gibi halifeler onun hakkı olan hilafeti gasp (!) yoluyla almışlardı. Farslar kendi krallarına kutsal bir nazarla bakmaya alışmışlardı. Hz. Ali ve evlatlarına da aynı nazarla baktılar. İmama itaatin önde gelen vazife olduğunu, ona itaatin Allah’a itaat etmek olduğunu söylediler.
Sayfa 47 - Tin Yayınları·Kitabı okudu