Türkçeye daha yeni çevrilen 900 sayfalık bir külçe: Portakal Ağacı Manastırı. Kaosun Kökleri serisinin 1. kitabı ama seri olmasına rağmen kitabın bir finali var; yani tek kitap gibi okuyabilirsiniz.
Siz de benim gibi kapağına vurulup “Bu kapaktaki resmin hikayesini öğrenmeliyim” diyorsanız ama 900 sayfa gözünüzü de korkutuyorsa, belki bu inceleme yardımcı olabilir.
Önce spoilersız, sonra da konuyu detaylıca anlatacağım.
Fantastik ve feminist bir roman bu; özellikle feminist oluşunun altını çiziyorum çünkü erkek karakterler biraz yan karakter olarak kalıyor. Ve yüksek romantizm beklentisiyle almayın; fantastik ögeler ve dünya inşasının detaylı anlatımı ön planda.
Ejderhaların var olduğu zengin bir fantezi evreninde geçiyor. Doğu ve Batı krallıkları arasındaki gerilim, eski bir tehdidin yeniden yükselmesiyle tehlikeli bir hâl alıyor. Güç, inanç, bağlılık gibi temalar etrafında şekillenen kişisel yolculuklarla dolu. Tolkien kitaplarında olduğu gibi detaycı bir anlatımı var. Bir de queer karakterlerin de olduğunu bilmenizi isterim.
Artık hikâyeyi detaylı anlatmak istiyorum çünkü şu an çevremde kimse okumadığı için bir an önce içimi dökmem gerek :)
Spoiler olacak!
Kitabı okuyanlar ya da okumayı düşünmeyenler veya spoilerdan etkilenmeyenler devam edebilir.
Hikâye yapısı
Hikâye Doğu ve Batı medeniyetlerinin farklılığı üzerinden ilerliyor demiştik. Ana fark şu:
Doğu, ejderhalarla barışık ve iletişim hâlinde (su ejderhaları var).
Batı, ejderhalarla savaş hâlinde (ateş ejderhaları, yani Wyrm’ler var).
İki medeniyet de “İsimsiz Olan” adlı devasa ejderhanın bin yıllık uykusundan uyanmasından korkuyor.
Kitap 4 ana koldan ve 4 ana karakter üzerinden ilerliyor.
Şimdi karakterlere bakalım:
1. Tané (Doğu kültürü)
Hikâye, Tané isimli savaşçı bir kızımızın inzivası sırasında