Kitap ilk bakışta çok sade görünüyor: markette çalışan, “tuhaf” kabul edilen bir kadının günlük hayatı. Ama aslında kitap boyunca sürekli şu soruyu hissettim: “Normal olmak ne demek ve bunu kim belirliyor?”
Başkarakter Keiko Furukura’yı çok etkileyici buluyorum çünkü Murata onu dramatize etmiyor. Keiko “farklı” biri ama yazar onu acındırmıyor ya da mucizevi şekilde değiştirmiyor. Tam tersine, Keiko marketin düzeni içinde huzur buluyor. Kasadaki sesler, raf düzeni, çalışanların kalıplaşmış konuşmaları onun için hayatı anlaşılır hale getiriyor. Bu yüzden market adeta onun kimliği oluyor. Kitabın en güçlü tarafı da burada: toplumun “başarı”, “evlilik”, “kariyer” gibi normlarını çok sakin ama çok sert biçimde eleştiriyor.
Benim en sevdiğim yönlerinden biri anlatım diliydi. Murata’nın dili aşırı sade ama o sadeliğin altında garip bir huzursuzluk var. Okurken “bir şey yanlış” hissi sürekli büyüyor. Özellikle Keiko’nun insan davranışlarını taklit ederek “normal” görünmeye çalışması çok çarpıcıydı. İnsan düşünmeden edemiyor: günlük hayatta biz de ne kadar rol yapıyoruz? İş yerinde, arkadaş ortamında, aile içinde gerçekten kendimiz miyiz? Yoksa kabul görmek için öğrenilmiş davranışları mı tekrar ediyoruz?