(...) Böyle bir zeminde “İslâmcı aydın” tipi yetişmez. Her şeyden önce “düşmanın ideolojik tahakküm alanı” idrâkı oluşmaz ki, o alandan kurtulma idrâkı oluşsun… Daha garibi, düşmanın ideolojik tahakküm alanı içinde kök saldığını farketmeden, “Ben ideolojilere karşıyım!” gibi anlamsız cümleler kurarlar. Senin karşı olman, böyle bir şey olmadığını mı gösterir? “Ben de geceye karşıyım, hiç gece olmasın istiyorum ama, her gün, dünya güneşe sırtını döner dönmez gece oluyor!..” Lâf mıdır bu, tesbit midir, idrak midir?.. İdeolojilere karşı olmak da bir ideoloji gerektirmez mi?.. İdeolojilere sözde karşı olurken, yaşayışta düşmanın ideolojik tahakküm alanı içinde “yükselmeye”, “titr ve kariyer sahibi olmaya”, “servet ve refah peşinde koşmaya” bakmak neyin nesidir?..
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1996), -ANADOLU KÜLTÜR İNKILÂBI SÜRECİNDE TEORİK DİL, TEORİK DÜŞÜNCE ve TENKİD ŞUURU- (Anadolu Kültür İnkılâbı Süreci)