Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Selamlar! Uzun bir aradan sonra, uzun zamandır okuduğum en düşük puanlı kitapla geldim. Halbuki başlarken çok hevesliydim…
Dracula ve ondan türemiş tüm kitapları,filmleri severim aslında. Bu kitaba adını veren öykü 15 sayfa olmasaydı yine severdim. Öncelikle kitabın yazıldığı zamanla benim okuduğum zaman arasında bir asır var, çevirmenimiz de doğal olarak o yüzyılın kelimelerine eşdeğer kelimelerle çevirmiş. Günümüzdeki modern dilden ziyade eski kelimeler mevcut, okumayı zorlaştırıyor. Ancak bu benim için temel sorun değil. Dracula’yı okuyanlar bilir ki o hafif, meraklandırıcı gerilim kendine hayran bırakır. Ama bu kitapta o yoktu… Çok fazla betimleme var, gereksiz bilgiler de cabası. Acaba bu kadın ne hadle Bram Stoker’ı beğenmiyor, diyor olabilirsiniz. Ama gerçekten içinde “Yargıcın Evi” ve “Kızılderili Kadın” haricinde beğendiğim bir öykü olmadı.
Yargıcın Evi, zamanında insanlara verdiği idam hükmünü evindeki halatla gerçekleştiren “Hayırlı Yolcu” adında bir handadır. İnsanların bir takım batıl inançları yüzünden kimse oraya yerleşmiyor, Malcolm Malcolmson hariç. Evde türlü türlü sıçan ve fareler, gıcırtılı kapılar ve yargıçtan hatıra sayılabilecek ürpertici bir his. Ve farelerden bir tanesi var ki, merhum yargıçın onun bedenine şeytanice yerleştiğini sanıyorlar. Bir gece vakti iki kırmızı parlak göz… Yargıcın idam halatına tırmanıyor ve kayboluyor. Bir fare, bir fare yahu! İnsanın idamına sebep olur mu?
“Kızılderili Kadın” da da yavrusunun kafasına taş atıp onu istemeden öldüren bir adamın peşine düşen anne kediyi işlemiş. Yazarın hayvanlara olan takıntısı, her öyküsünde İngilizlere şöyle ya da böyle laf atması gözümden kaçmadı. Yavrusunun öldüğüne inanamayıp onu yalamasından ve yine kanına basıp her yerini kana buladığı için “Kızılderili” benzetmesi yapmış.
Selamlar! Bugün bir oturuşta bitirdiğim sarsıcı, etkileyici bir kitap önerisiyle geldim.
Pınar, Fatih ve Aras o gün bir dilek diledi. Biri zenginliği, diğer ikisi ise aşkı. Ve sadece biri kabul oldu. Pınar henüz küçüktü ve aşkı kıskandırarak, öfkelendirerek hissettireceğini sanmıştı. Bir adam onu ne şiddetle kıskanırsa o kadar sevdiğini sanıyordu, ileride bunun toksik ve bencil bir adamın özelliklerinden olduğunu anlayacaktı. Fatih, Aras’ı sevmiyordu çünkü ne onun kadar kaba biriydi ne de “sert” erkekti. Kadınlara nazik davranıyor, düşüncelerini önemsiyordu. Kadınların özgür olduğunu savunuyordu. Fatih gibi biri neden sevsindi ki Aras’ı? Ayrıca onunla disleksi bozukluğu nedeniyle dalga geçiyordu. Tam da karakter eksikliği olan birinden beklenen davranıştı Fatih çok zengin biri olmayı dilemişti ama hayat dilekleri çaprazlamasına kabul edip, dalga geçilen Aras’ı zengin bir piyanist yapmıştı. Şimdi geriye sadece aşk kalmıştı. Pınar, Fatih ve Aras. Üçünün bambaşka yolları mı olacaktı yoksa bu yollar kesişecek miydi?
Kitap kadına şiddete karşı inanılmaz bir kurguydu hatta kurgu bile denilemez çünkü gerçekte de karşılaştığımız sığ düşünceler, cahil insanlar. Pınar’ın nişanı atarsa hayatının kararacağını, adının çıkacağını söylemeleri ve nicesi gerçekte de olan şeyler. Pınar aşırı derecede dramatik, hızlı ve yanlış karar alan, her şeyi duyduğu anda yapmaya çalışan acelesi bir karakterdi dolayısıyla sevemedim. Her ne kadar Cengiz’in şaka gibi bir karakter oluşu, Başak’ın küçük yaşta yaşadıkları biraz abartı gibi gelse de kitaba heyecan katmıştı. Kitabın başındaki dramatik kısımları geçtikten sonra bir gerilim bölümü geliyor ki… Pınar’ın Aras’ı aradığı kısımdan bahsediyorum tabii ki, Aras’ın o soğukkanlılığından Kitabın sonuna geldiğinizde her şeyin çözümlendiğini