Traktör ile kavun satan seyyar manavcıdan bizim köyün çocukları tabi benden yaşça büyüklerdi (6 yaşındaydım) Traktör vagonundan kavun çalmaya başladılar benim boyum kavunlara yetişemeyince sinirimden traktör şoförünün koltuk minderini çaldım. Adamlar tam bizim köyden ayrılacağı sıra çalınan minderi farkedip şoför köyün çocuklarına yalvarmaya başladı " ne olur şu minderi getirin ne ilginç bir köy diğer köylüler kavun( kavunların çalındığından haberi yok)çalıyor siz minder ,mindersiz rahatsız olurum getirin şu minderi ". Tabi vicdanen rahatsız oldum, minderi götürüp verdim... Adam bana 3 kavun verdi. Ben de boyuna onu düşünürüm....
Gönderi kullanım dışı
Sevilmeyen kavunlara selam olsun
Ya benim 29 yaşında ilk defa bugün kavun yemem ???
1000Kitap
Reklam
"Kabak mı, karpuz mu yiyoruz?" Belli değil... Eski karpuzlara kurabiye, kavunlara lokum denirdi. Daha keserken bile misler gibi kokar, Kemali afiyetle yenirdi.
BİR KELEK HİKAYESİ..
Vakit akşama yakın, gök kızıla çalmış bir yaz günüydü.. Sıcak sıcak.. 'O esen-boğa da esmese hepten harabız' dedi içinden.. Yine o gün işten geç çıkmıştı. Bayramdan önce yetişmesi gereken bir iş onu bu vakte kadar oyalamıştı.. Tasarım yaparken kendini de kaybediyordu ya olsundu.. Hayalinde yaşattığı mekanların ete kemiğe büründükten sonra gerçeğini yaşamak ve yaşayan o mekanların hayat akışına dahli hep huzur verirdi. Şimdiye kadar madalya takmamışlardı emeklerine gerçi, hatta çoğu zaman çok ciddi eleştiriler de almıştı ama olsundu 'kimse bilmese de bir bilen var ya' diyip balıkların alıklıkları vız gelirdi. Bu düşüncelerle nerdeyse eve gelmişti, araba kullanırken düşünebilmek de bir aşamaydı ya işte bu da güzeldi.. Son kavşakta bi anda kilit olan trafik onu an'a geri getirdi "Londra asfaltı mübarek " diye söylendi, genelde sakin olan semtindeki anlık sıkışıklığa.. Solda bir kamyonet, arkasında belediye otobüsü ve ön kilit.. Tam kamyonetteki yeşil biberlere sapsarı kavunlara bakarken açılan yolda biraz ağırdan alsa hemen düdükler öterdi.. Çok acelesi vardı ya herkesin hani Tabakhane kaçardı falan aman diyeyim.. 'Neyse akşam akşam ayar etmiim' milleti dedi içinden düdükler ötmeden hemen ilerledi.. 'Alsa mıydım ya bi kavun.. Biberler tatlı mıydı ki..'diyesiye bi yüz metre çoktan gitmişti bile.. Kızdı kendine' ne düşünüyorsun ki, hep böyle yapa yapa çok şey kaçırmadın mı hayat akışında da.. Ne duruyorsun dön yol yakınken al işte' dedi. O sıkışıklıktan eser kalmayan yolda bir U çekti. Biraz ilerleyip kamyonetin arkasında da durdu. Sapsarı kavunlar, yeni koparılmış buram buram kokan biberler, ayşekadın fasulyeler... İlk defa fiyatlarını sormadan ne istediğini direk sordu "Biber tatlı mı? “ " Tatlı. " " Bir tane de kavun istiyorum. Ama en ballısından olsun" Adam kasketini
Bir Yudum Kitap
Bazı vazgeçişler, pes etmektir. Bu yüzden vazgeçmeyin deriz zaman zaman. Fakat bazen, vazgeçmeyi de bilmek gerekir, arkana bakmadan yürümeyi de. Morrison, "Uçmak istiyorsan, seni aşağı çeken her şeyi bırak." der. Bütün çabanıza rağmen sizi hâlâ aşağı çeken her ne varsa hemen, şimdi bırakın sevgili okur. Yarın çok geç olabilir. Var olun. Toni Morrison - En Mavi Göz Çevirmen: Zeynep Baransel, s.182-183 Sabunkafa Kilisesi kızı içeri buyur etti. "Senin için ne yapabilirim evladım?" Kız ellerini hafif bir çıkıntı oluşturan karnının üstünde kavuşturmuş, öylece dikilip duruyordu. "Belki. Belki siz bunu benim için yapabilirsiniz." "Ne yapabilirim?" "Artık okula gidemiyorum. Belki bana yardım edebilirsiniz diye düşündüm." "Nasıl yardım edebilirim? Anlat bana. Korkma." "Gözlerim." "Ne olmuş gözlerine?" "Mavi olsunlar istiyorum." Sabunkafa ağzını büzdü, dilini altın dişine değdirdi. Bunun şimdiye kadar duyduğu en akıl almaz ama bir yandan da en mantıklı talep olduğunu düşündü. Karşısında güzel olmayı dileyen çirkin, küçük bir kız vardı. İçini aniden yoğun bir sevgi ve anlayış hissi kapladı ama bu his hızla öfkeye dönüştü. Kıza yardım etmek için elinden hiçbir şey gelmeyeceğini bilmenin öfkesiydi bu. Sabunkafa'ya göre, şimdiye dek işittiği tüm o dileklerin (para, sevgi, intikam) arasında en dokunaklısı ve yerine getirilmeyi en çok hak edeni buydu. Siyahlığının çukurundan çıkıp dünyayı mavi gözlerle görmek isteyen siyah bir kız çocuğu... İçindeki öfke iyice arttı ve bir güç hissi verdi ona. Hayatında ilk defa samimiyetle mucize gerçekleştirebilmeyi diledi. Şimdiye dek hakiki ve kutsal bir gücü olmasını hiç istememişti aslında — tek istediği, başkalarını böyle bir gücü olduğuna inandırmak için gereken güçtü. Onu bundan alıkoyanın hüküm verme yetisi değil, sadece fanilik olması ona