Son bir defa benliğimi yokladığım zaman yine anladım ki kanında kahramanlık olan bir milletin genci, savaş meydanında vuruşmadıkça, gönlünü dolduran aşka kendini layık görmüyor.
Çocukluğumda bir kovan gibi görürdüm kendimi: Basit, sıradan insanlar, hayat üzerine bilgilerinin, düşüncelerinin balını arılar gibi kovanıma taşır, sunabildikleri ne varsa ruhumu zenginleştirmek üzere getirip cömertçe sunardı. Bal her zaman temiz olmazdı, hatta çoğu kez acı olurdu. Ama her bilgi, yine de baldı!
Benim bu uçurumlu ve dikenli hayat yoluna düşmekte ne günahım vardı? Genç bir kadının ne kusuru olabilir? İhanet mi ettim, vefasızlık mı yaptım, hayattan ne istedim? Sevgiden, sevinçten, vefadan başka ne aradım? Zevki için, şuh ve çapkın kadın gönüllerinde yer tutacak maddi şeyler için arzu mu duydum? Hayır. Hayattan yalnız ve yalnız vefa ve aşk istedim. Ne çare ki uzattığım ellerim, hep boşlukta kavuştu.