“Bu cömertliğimin çok ötesine giden bir şükran ifadesi,” dedi keşiş.
“Böyle konuşmayınız. Hayat söylediklerinizi duyabilir ve gelecek sefere daha azını verebilir.”
Her mutlu insanın, içinde Tanrı’yı taşıyan insan olduğunu söyledi. Ve tıpkı daha önce simyacının da söylediği gibi mutluluğun, çölün küçük bir kum tanesinde bulunabileceğini söyledi. Çünkü bir kum tanesi Yaratılış’ın bir ânıdır ve Evren, onu yaratmak için milyonlarca, milyarlarca yıl uğraşmıştır. Yeryüzündeki her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır.
Bağdat, bazıları doğunun bazıları batının en uzak köşelerinden kalkıp buraya gelmiş insanlarla dolu. Bazıları burada yaşamayı ve burada gömülmeyi tercih eder. Bazıları ufukta parıldayıp bir anda yol olan ışıklar misali gelir geçer. Ama her halükarda Bağdat; mantıkların çakıştığı, hüccetlerin konuştuğu, buhranların karşı karşıya geldiği bir meydan olmaya devam eder. Başlı başına Mustansıriye bile düşünceyle çarpan bir kalp, revaklarında dünyanın ışıklarını toplayan bir merkez durumunda.
Candide: “İş olacağına varır,” dedi; “yalnız bir şey bana avuntu veriyor; insan çoğu zaman, bir daha hiç bulamayacağını sandığı kimselerle karşılaşıveriyor.”