Bu dünyada adını bile duymadığınız, yüzünü hiç görmediğiniz, belki de ömrünüzde hiç rastlamayacağınız, tanımadığınız bir insanla aynı acıları paylaştığınız tek yer yarım kalmış bir kitap satırı olabilirdi. Parmaklarınızın dokunduğu buruk harfler, gözlerinizin değdiği birkaç satır... Gerçekte yapayalnız olabilirdiniz ancak bir kitap sizi bir dünya yabancı insanla aynı durakta buluşturur, kalbinizi aynı duygularla titretir, birbirinize hiç dokunmadığınız hâlde sımsıkı sarılmanızı sağlardı.
Sayfa 50 - Rüzgar·Kitabı okudu
Atatürk'ün "ülkeleri yönetenler, uluslarına ve tarihe karşı daima vicdan hesabını vermeye hazır olmalıdırlar." Sözüyle çağdaş, uygar, demokratik bir devlet adamı ahlâk anlayışını ortaya koyar. Osmanlı devlet geleneğinde, "Nizam-ı âlem için" kardeş katlini bile kabul eden; Padişah'ın yalnızca Allah'a karşı "Mahkeme-i Kûbra" da hesap verme sorumluluğu taşıyan devlet adamı ve yönetim anlayışı 19 yy. da tanzimatla sarsılmışsa da, ortaçağ sistemi olan bu anlayış bütünüyle kaldırılamamıştı. Hatta 1876 ve 1909 Anayasalarında bile Allah'a karşı sorumluluk anlayışı kaldırılmamış; din devleti esasına dokunulamamış, egemenliğin kime ait olduğu sorunu çözülememişti. Bu sorun, ülkenin en buhranlı yıllarında İstiklal Savaşı içinde çözüldü. "Egemenlik kayıtsız, koşulsuz ulusundur" hükmü ile, laik-ulusal devletin temeli atıldı