Biriktirdikleriyle prestij kazanabilmek olgusu bu zamana özgü bir şey olsa gerek. Para biriktirenler, resim biriktirenler, pul biriktirenler, şişe biriktirenler, ayakkabı biriktirenler, saat biriktirenler, sevgili biriktirenler ve daha bir sürü şey. Biriktirmek, yığmak, saklamak nasıl bir duygunun, düşüncenin etkisiyle gelişir bilmiyorum ama içimden bir ses, çok masum gibi duran biriktirmelerin bile hastalıklı bir yön taşıdığını söylüyor.
"Ne yapacağım şimdi? Ne yapacağım ben söylesene?"
"O'na teslim olacaksın."
"Nasıl?"
"İnsan sayısı kadar yol vardır. Önce yola çıkmak gerek."
"Gücüm yok."
"Sen yola yönel. Adım atacak olan sen değilsin."
"Yapamayacağım. Buna cesaretim de, gücüm de yok. Hiçbir şey bilmiyorum."
"O'ndan iste."