“Pul,” dedi Tarık.
“Ne?”
“Bilmecenin cevabı. Yemekten sonra hayvanat bahçesine gidelim mi?”
“Biliyordun. Değil mi?”
“Kesinlikle hayır.”
“Sahtekârın tekisin.”
“Sen de kıskançsın.”
“Neyi kıskanacağım?”
“Erkeksi zekâmı.”
“Erkeksi zekan mı? Yok canım? Söyle bakalım, satrançta hep kim kazanıyor?”
“Kazanmana göz yumuyorum.” Oğlan güldü. Bunun doğru olmadığını ikisi de biliyordu
Bu kez ziyafet sofrasına hepimiz oturmuştuk. Hani Tolstoy, Anna Karenina’ya “Bütün mutlu aileler birbirine benzer” diye başlar ya, o ilk cümleyi okudun mu bilmem, işte biz de o mutlu aileler gibi olmuştuk.
“Ahmet Aslan sizsiniz değil mi?” diye sordu.
“Hayır!” dedim. Şaşaladı.
“Ama nasıl olur? Bu evde siz oturmuyor musunuz?”
“Oturuyorum.”
“Eee, adınız Ahmet Aslan o zaman!”
“Hayır, değil.”
“Peki nedir?”
“Ahmet Arslan!”
Kızın şaşkınlığı iyice arttı.
“İyi ya, ben de öyle söylüyorum.”
“Hayır, söylemiyorsunuz, Ahmet Aslan diyorsunuz, oysa benim adım Ahmet Arslan.”
“Yani bir tek r harfi eksik diye mi o ben değilim diyorsunuz?”
“Evet!”
“Çok tuhaf biri olmalısınız.”
“Hayır, değilim” dedim soğuk bir tavırla. “Tek harflerin nelere yol açabileceğini bir bilseniz..."