Merkez Efendi hayatta iken olsa olsa onun bir dervişi olabilirdim. Yahut da onlardan yolum ayrılır, mücadele eder veya sadece lakayt kalırdım. Şimdi ise onu ve emsalini başka bir gözle görüyorum. Hepsi idealin serhaddinde susmuş bu insanların hikmetinde kaybolmuş bir dünyayı arıyorum. İstediğime onlarla erişemeyince şiire, yazıya dönüyorum. Onu musikinin kadehinden istiyorum, kadeh boşalıyor, susuzluğum olduğu gibi kalıyor; çünkü sanat da aşk gibidir, kandırmaz, susatır. Ben seraptan seraba koşuyorum. Her başına koştuğum pınarda muammalı çehreler bana uzanıyor, bilmediğim, seslerini tanımadığım dudaklar benimle bitmez tükenmez işaretlerle konuşuyorlar, fakat hiçbirinin dediğini anlamıyorum; ruhum dudaklarından ayrılır ayrılmaz hiçbir şeyin değişmediğini görüyorum. Belki onlar da bana kendi tecrübelerinden, her adımda karşılarına çıkan sert duvarlardan bahsediyorlar; "Biz de senin gibiydik,” diyorlar. "Hiçbir suale cevap alamazsın. Asıl olan içindeki hasrettir; onu söndürmemeye çalış." Ve onun eski bir ocak gibi daima uyanık bulunması için kâh Ferâhfezâ Peşrevini veya Acemaşiran Yürük Semaisini, kâh Süleymaniye'nin beyaz fecir gemisini, kâh Karacaahmet'in serviliklerini karşıma çıkarıyorlar; Şerefâbâd'ın kırık mermer havuzlarına benzeyen bir yığın adı, bu hazır kalıpları içimdeki hasretle doldurayım diye bana uzatıyorlar.
En büyük meselemiz budur; mazi ile nerede ve nasıl bağlanacağız, hepimiz bir şuur ve benlik buhranının çocuklarıyız, hepimiz Hamlet'ten daha keskin bir "olmak veya olmamak" dâvası içinde yaşıyoruz. Onu benimsedikçe hayatımıza ve eserimize daha yakından sahip olacağız. Belki de sadece aramak ve bütün kapıları çalmak kâfidir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
[K]utsal topraklara ilişkin "vaat" özellikle İsrailoğulları'na yönelik bir "üstünlük" ve hele de onlara özgü bir "hak" değildir de, tüm insaları kapsayıcı bir genel kuralın özelleşmesidir.
Dönmeler ve daha birçok Yahudi cemaatleri "Mesih" bekleyedururken, zamanın bir yerinde Yahudilerden bir Yahudi görünüverdi ortalıkta. [...] bu yeni ortaya çıkan Yahudi, "Mesih" yerine kaim olmak üzere ortaya bir "fikir" atıverdi: Siyonizm.
Kısaca anlamı: Yahudi'nin "vaat edilmiş topraklar" üzerindeki Siyon dağı eteklerinde saraylarına yerleşmiş olarak, oradan "sürü"ye dönüştürülmüş Yeryüzü insanlarını gütmesi; tüm insanlığı kendi çıkarları için köle gibi çalıştırması; bu türden bir dünya egemenliği kurması düşüncesi.