Bahtım pek yamandır. Bana yar olamazsın sen. Çok kişiler gördüm bana acıdılar, ama çare olamadılar. Vefa sözü verenlerden cefa buldum. Vefasız dünyada kimi gördümse, vefasız gördüm! Suyun eteğini tutsam, beni yere çaldı; aynadan doğruluk istedim, aksini gördüm. Hüner ipliğinin ucunu yakaladım, elimde ejderha buldum.
Ben ise kendi seyrüseferimde hala bakıyorum da, en deli, en dolu, en güzel dostlar, gene ya aklıselim, yüreği derin, vicdanı engin erkeklerden ya da içten içe arızalı hatunlardan çıkıyor.
Hasta olduğunu iddia edenlere pek itibar etmiyordu, artık iyileştiğini iddia edenlere de. Akıllılık ve delilik arasında incecik bir ipte yürümeyi kanıksamıştı nicedir.
Ben bir Simurg hikayesi yazsaydım, hani o Kafdağı'nın üzerinde ikamet eden eşsiz hükümdarı arayanların sergüzeştini kaleme alsaydım, tüm o kuşlar arasına bir cins kuş daha katmak isterdim. Kendi sesine hayran bülbüllerin, uzaklara giden sevgilerden haber taşıyan turnaların, uçarı ürkek serçelerin, av peşinde süzülen kibirli kartalların, kafesinde bermutat şakıyan kanaryaların dışında bir kuş daha olmalı o resimde. Kendi tüylerini yolanlardan... Kimi insan, bülbül misali, güzelliğiyle , albenisiyle takdir toplamak peşinde, her fırsatta ya aynadaki aksini ya da başkalarında bıraktığı etkiyi seyretmekte. Kimi, papağan gibi ne duyarsa tekrarlamakta. Ne kendine ait bir duruşu var, ne eleştirel bir fikri. Kim mi yaban ördeği gibi sürüden gırdım ayrılmadan yaşamakta. En büyük korkusu yalnız kalmak, dışlanmak. Kimi, akbaba gibi, başkalarının enkazı üzerinden beslenmekte, afiyetle. Kimi flamingo gibi kendi ailesi ve dar çevresi dışında hiçbir şey takmadan yaşayıp gitmekte. Dünyanın çivisi mi çıktı, açlık-haksızlık-savaşlar mı var, umurunda değil, ne gam. Ve kuş var, tüm bu hengamenin arasında, derdi meselesi kendiyle, ''ben'' dediği çözümsüz-bitimsiz bilmeceyle; kuş var tek tek koparmak da tüylerini... Başkasına zarar vermez, tutup onu bunu didik eklemez ama kendine sabotajlar düzenlemekte yoktur üstüne.