Anlamlı bir dünyaya inanç, başkalarıyla ilişki içinde şekillenir ve hayatın ilk yıllarında başlar. Birincil yakın ilişkilerde edinilen temel güven inancın (faith) temelidir. Daha sonraki yasa, adalet ve hakkaniyet duygusunun ayrıntıları, çocuklukta hem bakıcıyla hem de akranlarla ilişki içinde geliştirilir. Dünyanın düzenine ilişkin daha soyut sorular, toplumda bireyinyeri ve doğal düzende insanın yeri, ergen ve yetişkin gelişmesinin normal zihinsel meşguliyetleridir. Bu anlam sorununun
çözümü, bireyin daha geniş toplumla ilişkisini gerektirir. Burada da travmatik olaylar, bir inanç krizi yaratarak birey ve toplum arasındaki bağ duygusunu parçalar. Lifton topluma yayılan güvensizlik ve ''sahte'' bir dünya duygusunun, felaket ve savaşın sonucu olan yaygın reaksiyonlar olduğunu buldu.
Bir Vietnam savaşı gazisi, inanç kaybını şöyle anlatır: ''Tanrı'nın iyi adamların ölmesine nasıl izin verdiğini kafamda rasyonalize edemiyordum. Birkaç ... rahibe gittim. Orada rahiple be-
raber oturdum ve dedim ki, 'Peder şunu anlamıyorum: Tanrı küçük çocukların öldürülmesine nasıl izin verir? Bu savaş, bu saçmalık, bu şey neyin nesidir? Bütün arkadaşlarım öldürüldü .. .' Rahip gözümün içine baktı ve dedi ki: 'Bilmiyorum oğlum, ben hiç savaşa gitmedim.' Ben de, 'savaşı sormuyorum, Tanrı'yı soruyorum' dedim.