Dernhelm

Annesi haklıydı işte, şu hayatta herkes birbirine benziyordu. Hepsi Havva'nın torunlarıydı. Üstelik insanın hamurunu karan sadece zaman ya da mekân da olamazdı. Belli ki yeryüzüydü hamuru karan, içine düşen herkesi öyle ya da böyle aynı tornaya sokan. Bu yüzden aradan geçen yıllara rağmen aynı kabusa uyanabiliyordu Rıdvan Suad'la. Bu yüzden aradaki onca yıla, yola rağmen aynı cümleyi kurabiliyordu Nâzım Franz'la. Başka coğrafyalardan, başka zamanlardan ve başka hayatlardan bile olsa, herkes aynı çocuk, aynı yetişkindi hayatta. Acı aynıydı, sevinç aynıydı. Yaralar bile aynı kanardı.
Sayfa 342 - Everest Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Demek kafasının içinde cirit atan soruları cevaplamaya öylesine ihtiyacı vardı ki, bulamadığı cevapları kendi eliyle yaratmaktan kaçınmamıştı. Çaresiz kalınca her izden ipucu, her tesadüften mana çıkarabilirdi insan. Mektuplardaki Franz da hep böyle yapmamış mıydı? Zaten insan denen mahluk, yeteneklerinin içinde en çok kendini aldatmakta ustaydı.
Sayfa 300 - Everest Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Mutluluğun mutsuzluk olmadan hiçbir işe yaramayacağını öğrenmek zaman alıyor. Ama tabii zamanın bizden aldıklarını düşününce, mutluluğu öğrenmeye değer mi, insan pek bilemiyor.
Sayfa 262 - Everest Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Bir insanın diğerini gerçekten tanıması mümkün müydü? Ben kocamın sandığı kişi miydim yahut o benim sandığım adam mıydı? İki insan birbirine hatıra defterleri gibi içtenlikle açılabilir, bir olacak kadar yaklaşıp iç içe geçebilir miydi?
Sayfa 231 - Everest Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Bazıları, başkalarının acısına uzaktan bakıp kederlenmekle iyi insan olunabileceğini sanıyor. Hatta sadece kendi iyiliğinin altını çizebilmek için üzüntüsünü ele güne duyurmaya çalışıyor. Oysa şunu iyice öğrendim ki, vicdandan en çok söz edenler, sadece başkalarının kurbanlarına üzülen katiller. Kabullenmek zor ama aslında, başkalarının acısına bakarken insanda kederden ziyade hodbin hisler uyanıyor. Savaş gazilerine bakmak feci bir duyguyla tanıştırıyor insanı: Şükretme duygusu. Duyguların en ikiyüzlü, en sefil olanı. Haline şükretmelerin en rezilcesi, başkalarının haliyle mukayese edilerek yapılanı... O zaman insan Yaradan’a, verdiği mutluluklar için değil, olsa olsa başkalarına verip kendinden esirgediği acılar için teşekkür ediyor. Sana şükürler olsun ki beni değil, onu seçmişsin diyor! Ve bunu ne zaman fark etse, mesela hastanedeki ölü çocuklara, onların ince ayak bileklerine bakarken, ruhunu derin bir utanç kaplıyor. ​Ama kendime kızmıyorum. Biliyorum ki insan dediğin melanetten ve iyilikten, alçaklıktan ve faziletten, zorbalıktan ve merhametten, korkaklıktan ve cesaretten, nefretten ve sevgiden karılmış bir hamurdur. İyilik, fıtratın mutlak kararı değil, ancak içimizdeki aydınlıkla karanlığın giriştiği savaşın ganimeti olabilir. Geçen mektubunda söylediğin gibi, masumiyet çoktan terk ettiğimiz bir şehir, sadece çocukların bildiği eski bir şiir...
Sayfa 119 - Everest Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam