وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَث۪يراً مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۘ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ Ve lekad zere'na li cehenneme kesiren minel cinni vel insi lehum kulubun la yefkahune biha ve lehum a'yunun la yubsırune biha ve lehum azanun la yesmeune biha, ulaike kel en'ami bel hum edallu, ulaike humul gafilun Araf 179 Meal Andolsun ki, kalpleri olup düşünmeyen, gözleri olup görmeyen, kulakları olup dinlemeyen cinleri ve insanları cehennem için yarattık. Bunlar hayvan gibidirler; hatta daha da aşağıdırlar. İşte gafil olanlar böyleleridir.
Alıntı
Gölgenin peşinde XII
Ramço, Şuuri'den aldığı güvenle birden ayaklanıp atıldı; "Ehhh, yetti be... Şuuri dayı demiyor mu lan. Gel yat burada demiyor mu? Karnını doyur demiyor mu?" "Bas git lan" diye gürledi Apo, aksak bacak hücum edecek oldu; "Şimdi alırım ayağımın altına. "Durun ulan" diye çıkıştı Şuuri. Alnının damarları şişip kızardı. "Başlatmayın şimdi sülalenizden" İskemleden kalkmadan gövdesini Apoya dönüp; Elin garibine ne uyuyorsun Aslanım, hesabı senden mi sorulur? Duymayayım bir daha" Sonra Ramçoya; "Sen de doğru dur bakayım, işte o kadar" Ramço, biçimsiz kafasını önüne döküp usulca çıktı. Nöbetine gitti. Sonradan öğrendiğime göre Ramço'un nöbet dediği şey, gecenin körlerine kadar sokaklarda avare gezmek, şurada burada oturmak, kendi kendiyle hasbihal etmek, şarkı söylemekdi. Sinema, saatler boyu dolup - boşalmaya devam ederken, ruhumun ev ve eski han mengenesi arasında ezildiğini hissediyordum. Mehmet'i bir cenaze seremonisi ortasında düşlerken, tepeden tırnağa bir merak içinde olsam da elim telefona gitmiyordu. Onu hatırladıkça, gece yarısı o telefonu aldığımda hissettiğim o korkuyu ve öfkeyi duyumsuyordum. Nedensizdi, ayıptı hatta komikti böyle hissetmek. Ama tanıdıktı işte, üzerimde olmasından tiksinmiyordum. Açlığımı duyumsamaya başladığımda, kendimi büsbütün insanları gözlemeye verdim. Nihayet açlığım kulak tıkanmaz hale gelecek, bu da utanma duygu körleyecekti nasılsa. Apo'un sobası odun yuttukça demir bir kor gibi kıpkızıl yanıp parlıyor fakat ateşini salonun kuytularına uzatamadığından, girip çıkanlar çoğunlukla ocağın ve sobanın kıyısına çörekleniyordu. Salonun caddeye bakan tarafını boydan boya örten pencerede, kombilir kaç sene evvel asılıp gerilmiş, yağ ve is içinde kalmış krem rengi bir perde örtüyordu. Yer yer kurtlanıp çürümüş eski ahşap tabanlar, ziftle
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kel başta bit olmazmış .
O poposunu kaşıya kaşıya yatanlar var ya bu rahatliklarının ceremesini çeken birileri olduğu için.
Gölgenin Peşinde XI
Eski hâl binasının ikinci katındaydı. Sidik ve rutubet kokan merdiveninden uzanıp tıpkı bir kamu dairesini andıran bir kapıdan giriyorduk. Kapı, oldukça yüksek tavanlı bir salona açılıyordu. Salonu eski sinema bölümünden, kontraplaktan derme çatma bir duvar ve kümes kapısından hallice bir kapı bölüyordu. Ocak ve masalar girişte bulunuyordu. Kısım dik yarıdan sağa düşen tarafdan bir kaç basamak yükseliyor, bittiği köşede küçük bir yazane bulunuyordu. Başlarda Aponun burada yattığını düşünsem de sonradan sandalyeleri birleştirip uyuduğuna dair kulak misafiri olmuştum. Bu yazane bitirim Şuuri'nindi. Duvar arkası ise bilardo salonuydu. İlçede yapacak pek bir şey olmadığından, bilardo bilen de bilmeyen de burada top dürtüklüyordu. Biz de başta heves etsek de tez sıkıldık. Duvarın ardına geçmek bir yana, başımızı çevirmez olduk. Apo her zaman masa satmak gayesiyle solana gelenlere yaltak yapar nihayet çay- kahve diye seslenildiğinde, enseden inerdi. ☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ Mehmet'in yeniden dışarıda yeme alışkanlığına dönmesiyle cebimizdeki paralar sûretle suyunu çekti. Bu dershanenin bir haftalık ara verdiğini döneme denk geldiğinden, Faruk ve Kudret ailelerinin evine gittiler. Bu da bizi iyiden iyiye yolsuz düşürdü. Her ne kadar istemesem de o yolsuz haftayı Mehmet'in borca yazdırma alışkanlığı sayesinde atlatlık. Nakit borç alacak kimselerde daha önce kredisi tükendiği için dışarıda yiyip içmeye doğrudan mahrum olduk. Evde dolapta kalan tıpkı bir alçı gibi kuruyup ufalanan ekmekleri de tükettikten sonra, iş Apo' ya veresiye tost istemeye kadar dayandı. Günü kahvaltısız ve akşam yemeksiz geçirmek tek çareydi. Mümkün oldukça evden çıkmıyor, uyumaya gayret ediyorduk. Fakat gündüz uykusuyla oldum olası aram olmadığından, benim için durum saatler boyu karın gurultusuyla
Gençler ; hayat insana tarağı kel kaldığı gün verir.Hayatın zamanlaması böyle işte zamanın ironisi..İyi akşamlar.
Kairos…
Sen benim Kairos'um oldun; tam yakaladığımı sandığım anda geçip gittin. Kairos, Yunan mitolojisinde fırsatın ve doğru anın sembolüdür. Derler ki alnındaki saçı yakalayabilirsen fırsatı yakalarsın; ama geçip gittikten sonra arkası kel olduğu için onu bir daha tutamazsın.
1000Kitap