İlköğretim 1. ya da 2. sınıftayım. Çocuklarla çok arkadaşlık kurmazdım, hiç kimseyle; kısacası anlayamazdım ve anlaşamazdım hiç kimseyle. O zamanlar ilköğretim okulumuzun kitaplığında küçük, mini, eskimiş, köhne hikâye kitapları olurdu. İlk kitabım Nasrettin Hoca'nın Tavşan Suyu kitabıydı. Kitabı o kadar beğenmiştim ki herhâlde 100 kez okumuşumdur. Sonra Keloğlan, Billur Köşk Hikâyeleri, Dede Korkut Hikâyeleri ve Ömer Seyfettin'in kitapları olurdu. Elime küçük mini bir kitap geçirsem, hemen hemen hepsi Ömer Seyfettin'di. Çocuk hâlimle sorardım: 'Ömer Seyfettin'den başka kitap yok mu?' diye. Mecburiyetten hepsini okurdum. Nasihat dolu öyküler ve görsel resimli güzel kitaplardı. O kitaplar, o küçücük hâlimle bile bakış açımı değiştirirdi. Ömer Seyfettin'in bende yeri her zaman farklıdır, çok severim.
Sonra La Fontaine, Andersen, Grimm Kardeşler, Beydeva, Binbir Gece Masalları, Ezop Masalları gibi yabancı kitaplara ilgi duymuştum. Onların da bendeki yeri ayrıdır elbette. Ama Ömer Seyfettin, Billur Köşk Hikâyeleri, Nasrettin Hoca, Dede Korkut Hikâyeleri, Keloğlan masalları... Bu kitaplar Anadolu insanını, Türk örf ve âdetlerini bize bir şekilde en iyi şekilde anlatırdı. Şimdi nerede böylesine muazzam kitaplar? :’’’’’’(