Nazım Hikmet Türk Köylüsü
O topraktan öğrenip kitapsız bilendir. Hoca Nasreddin gibi ağlayan Bayburtlu Zihni gibi gülendir Ferhat'tir Kerem'dir ve Keloğlan'dır Yol görünür onun garip serine, analar babalar umudu keser, kahpe felek ona eder oyunu Çarşamba'yı sel alır bir yâr sever el alır Çöllerde kalır, kanadı kırılır ölmeden mezara koyarlar onu... Baştan ayağa yaredir O, Yunusu biçaredir Ağu içer su yerine. Fakat bir kere dert anlayan düşmesin önlerine ve bir kere vakt erişip 'Gayrik yeter!' demesinler. Ve bir kere dediler mi, İsrafil surunu urur, mahlukat yerinde durur, toprağın kalbi başlar onun nabızlarında atmaya Ne kendi nefsini korur ne düşmanı kayırır.
Alıntı
Çünkü yine gitmesinden korktuk
hem severdik o çiçeği delicesine hem de sevmez görünürdük çocukluk işte kapışmamız sanki bir başka nedendendi yoksulluk dağbaşında yalınayak keloğlan varsıllıksa subaşında bir azgın devdi
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
kapışmamız sanki bir başka nedendendi yoksulluk dağbaşında yalınayak keloğlan varsıllıksa subaşında bir azgın devdi
Sayfa 186
Doğdun doğalı ne oyun gördün, ne oyuncak! Uyu benim maviş kızım Dem geçecek, devran geçecek. Keloğlan murada erecek Sökülecek hasbahçenin çitleri Ağlayan nar gülecek!
- Evet ama bunun sana ne yararı var? Hangimiz paralansak ne farkeder? Parayı müşterek bahisçiler kazanacak. Dedi Telsakal. - Sen sendikaya mı üye oldun? Kuşkulu sorusunu dile getirdi Keloğlan. - Evet. Sen niye olmuyorsun? Hepimiz kervandaşız. Biz dövüşeceğiz, birileri sırtımızdan para kazanacak...
Nevin’in Arayışın da Saadeti anlattı ve Gitti(Ah densiz adamlar)
“Babacığım,” diyordu, “ şimdiye kadarki isimlerim ‘ Konsolos un kızı’ , ‘Gazetecinin karısı’ oldu. Böyle olması da iyi oldu. Bugüne kadar hep bir şeyler peşinde koştum. Şimdi hatırladıkça bunları, utanıyorum, diyeceğim ama bir çok kelimelere kafamızda verdiğimiz anlamlar, hiç olmazsa o kelimeler kadar yanlış, yalan, kof… Sirklerde bazı ehli hayvanların adeta utanma kelimesinin anlamına yakın bir halde sinişlerini görmüştüm. Utanılacak şeylerden utanmaz olduğumuz nispette Hayvanlarla uyuşur, tabii bir ahlak telakkiimiz olsaydı, bari. işi buraya kadar getirmenin sebebini yanlış anlamamanızı rica ederim. Niyetim ahlaka çatmak filan değil. Sadece kelimelerin elle tutulur ‘concret’ olmayanlarının kıymetlerinden niçin günden güne kaybettiklerini öğrenmemden. Menfaatsiz, riyasız bir toplum aleminde iyi ve doğru bir açıklama ile elle tutulamayan ‘abstrait’ kelimeler ancak bir anlam alabilirler. Yoksa ya işimize geldiği nispette, yahut da başımıza geldiği nispette yapacağımız açıklamaların bir önemi olmaz. İşte bugüne kadar peşinde koştuğum ‘saadet’ kelimesi de bunlardan biri hem de bana izahi en mübrem (kaçınılmaz, zorunlu) geleni idi. Hikayeler, romanlar , şiirler, saadeti aramam, hatta aramadan bulmam lazım geldiğini adeta talim ediyorlardı. Arada bu kelimenin zevkten, dünya nimetlerinden, insan tabiatının bir özgörürlüğünden ibaret olduğunu söyleyen kitaplar da vardı. Bir üçüncü izah da böyle bir kelimenin bir çok kelimeler gibi uydurma bir kelime olduğunu, yaşamanın onunla, hiçbir ilgisi bulunmadığını, onsuz da başı sonu olmayan bir dünya içinde riyasız ve kıymetsiz, hiç olmazsa aldatılmış olmadan yaşanabileceğini söyleyenler de vardı. Bu üçüncü kısım kitapları daha çok beğendim. Beğendim ama birinci kısımdakilerini, denemek daha bir kolayıma geldi. Belki de
Sayfa 81·Kitabı okudu