Modern çağın eşiğinde yer alan ve bu çağın karakterini belirleyen üç büyük olay vardır: Amerika'nın ve ardından bütün yeryüzünün keşfi; kilise ve manastır mülklerinin kamusallaştırılması yoluyla bireysel mülksüzleştirme ve toplumsal servet birikimi gibi iki yanlı bir sürecin önünü açan Reform; teleskobun icadı ve yeryüzünün doğasını evrenin bakış açısından ele alan yeni bir bilimin ortaya çıkışı.
Şayet kaderin tarihsel süreçlerin değiştirilemez bir vasfı olduğu doğruysa, bu durumda tarihte yapılmış olan her şeyin de ölüme mahkûm olduğu aynı ölçüde doğru olacaktır.
Örneğin çok tanrılı sistemlerde nedenli güçlü olursa olsun tek bir tanrının egemen olması mümkün değildir; egemen olmak ile özgür olmak, sadece tek tanrı varsayımı altında ("Bir birdir ve tektir ve daima öyle kalacaktır") özdeş olabilir. Diğer bütün durumlarda egemenlik sadece, bedeli gerçeklik olan bir tahayyülde mümkündür.
Eğer insanlar eşit olmasalardı ne birbirlerini ve kendilerinden öncekileri anlayabilir, ne de geleceği planlayabilir ve kendilerinden sonrakilerin ihtiyaçlarını öngörebilirlerdi.