Kend'öz'üne içkin 'sınır', dolayısıyla 'ölçü' duyuşunu kaybedenin başına gelebilecek en büyük yıkım kendini takdir etme yetisini yitirmesi yani kendi değerine ilişkin kanaat yoksunluğudur. Kişinin kendine yönelik anlamsızlık, dolayısıyla hiçlik hissi tam da bu noktadan köklenir.
Nasil sin Neden benele konuş muyon Kötü biris miyim ben Ben Eyer kötü bisiri ysem Özür dilerim Rahatsız etiy sem Kusura bakma Her keze kend im Gibi sanıyor um
Hüzüntû
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bugün üç farklı belgesel izledim ve herbiri adeta ruhuma paslı bir çivi gibi mıhlandı. Aman Yarabbi ne kadar şükürsüzüm ne kadar gafilim ve ne kadar beyhudeyim. Ürktüm çünkü fevkalade ürkütücü bir durumdayım. Zira ekran camında sızan izlediğim o hayatlar, aslında bizim dert dediğimiz her şeyi birer şımarıklık müzesi olduğu gerçeğini başımıza çarpıyor. Evet, Bir anne düşünün, hayatı, evlatlarının kursağına girecek bir lokma ekmeği çöplerin kirli karanlığından çekip çıkarmak üzerine kurulu. Ve düşündüm de o kadının boğazında düğümlenen hıçkırık, bizim lüks sofralarımdaki iştahım bıçak gibi kesmiyorsa, insanlığım kurumuş bir ağaçtan farksız demektir. Diğer yanda, kendi bedeninin hapishanesinde mahkûm olmuş, dört yüz altmış kilonun altında her nefesi bir savaş gibi veren bi adam/kadın. Bizim hiç düşünmeden attığımız her adım, her sabah pencereyi açıp içimize çektiğimiz o orman havası, onun için ulaşılması imkansız bir ütopya adeta. Biz yürümenin, uyumanın, hatta kendi ihtiyacını görmenin sıradanlığını yaşıyoruz; o ise nefes almanın bedelini her saniye neredeyse canıyla ödüyor. Ben ise bu muazzam dengenin içinde, gaflet dediğimiz o kalın yorganın altında, her nefesin birer mucize olduğunu unutarak horul horul uyuyorum ya... Peki ya başka bir belgeselde o beli bükülmüş, ayakta durmaya dermanı kalmamış teyze? Kendi öz bakımını, saçını taramayı, bir aynaya bakmayı zaman kaybı sayacak kadar hayattan kopmuş. Neden? Çünkü çöpten çıkacak bir plastik şişe, bir yetimin aylık ihtiyacından eksilmeyecek bir kuruş demekti onun için. O an kend kendime teyze çöplerin arasında sadece atık değil, bizim kayıp vicdanımızı da arıyor sanki diye dramla mülahaza ettim. Zira o denli bir trajedi ki ki o teyze paramparça olmuş bir hayatın içinde bir dakikanın hesabını yapıyor hala. Peki ya ben?
Ben dervişim diyen kişi Gaye gönül verme sakın Canını aşk odu sanup Nefs oduna urma sakın Aşk odu âşıklar canın Yakar dosta ulaştırır At canını aşk oduna İki sanup durma sakın Aşk denizi derin olur Yüz bin yüzgeçler boğulur Kenarı yok bu denizin Çıkam deyu sorma sakın Bu denizin yüzgeçleri Cansız olur bahrileri Can terkini urmayınca Bu denize girme sakın Bahrisisin bu denizin Eşrefoğlu Rumî sen de Az az çıkar aşk gevherin Kend'özünü yorma sakın -Eşrefoğlu Rumi
sade Bír yaşantıya, telaşsız sevqíye, sakín ve yağmurlu віг qüne, sıcak sohbete ve kendí olmayı başarmış insanların samimiyetine σlan zaafım híç вітmєчєсєк.. ~ruhefzahanim~
Avnî
"Sevdin ol dilberi söz eslemedin vây gönül, Eyledin kend'özünü âleme rüsvây gönül."
Alıntı