araf yirmiüç

araf yirmiüç
@kendiicinde
Gemi, Aşura günü olarak bilinen Muharrem ayının 10. günün de selâmetle Cûdi Dağı'na indikten sonra Hazret-i Nuh ve şükrane olarak oruç tuttular. Kalan erzaktan âşûra pişirdiler. Bu sebeple o gün (Muharrem'in 10'unda) sadaka vermek, tatlı dağıtmak ve oruç tutmak sünnettir.
Sayfa 194
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ebû Hüreyre Rasûlullah'den şöyle rivayet eder: "Ramazandan sonra en sevaplı oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem'de tutulandır." (Müslim, Siyam, 202) Hazret-i Ali da, Hazret-i Peygamber'den şöyle rivayet etmiştir: "Bir adam gelip Rasûlullah Hazretleri'ne sordu: -Ya Rasulallah! Ramazan'dan sonra hangi ayda oruç tutmamı emir buyurursunuz?» Efendimiz Hazretleri cevaplarında: -Eğer Ramazan'dan sonra oruç tutacaksan, Muharrem'de tut! Zira o, Allah'a ait bir aydır; onda bir gün vardır ki, Allah, bir kav min teubesini o günde kabûl buyurdu; başka kavimlerin de tevbe ve niyazlarını o günde kabül eder. buyurdular." (Tirmizi, Sam, 40/741)
Sayfa 194
Tefsîr-i Kurtubî'de Hazret-i Hüseyin'dan rivâyet edilen hadîs-i şerîfte buyrulur ki: "Ümmetim gemiye bindiklerinde, besmele çekerek; بِسْمِ اللهِ مَجْرِيهَا وَمُرْسَيهَا إِنَّ رَبِّي لَغَفُورٌ رَحِيمٌ "...Onun yürümesi ve durması Allah'ın adıyladır. Rabbim bağışlar ve merhamet eder." (Hûd, 41) âyeti ile beraber, وَمَا قَدَرُوا اللهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالْأَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيمَةِ وَالسَّمَوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ “Onlar, Allâh'ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O'nun tasarrufundadır. Gökler, O'nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir." (ez-Zümer, 67) âyetini okurlarsa, boğulmaktan emin olurlar." (Kurtubi, IX, 37) Rasûlullah ﷺ , yolculuğa çıkarken hayvanı üzerine binip iyice yerleşince üç kere tekbir getirir ve: سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ (۱۳) وَإِنَّا إِلَى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ ﴿١٤﴾ "...Bunu bizim hizmetimize veren Allâh'ı tesbîh ve takdîs ederiz; yoksa biz buna güç yetiremezdik. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz." (ez-Zuhruf, 13-14) âyetlerini okur, sonra da şöyle duâ ederdi: اللَّهُمَّ إِنَّا نَسْتَلُكَ فِي سَفَرنَا هَذَا الْبِرَّ وَالتَّقْوَى وَمِنَ الْعَمَلِ مَا تَرْضَى. اللَّهُمَّ هَوَنْ عَلَيْنَا سَفَرَنَا هَذَا وَاطْوِ عَنَّا بُعْدَهُ. اَللَّهُمَّ أَنْتَ الصَّاحِبُ فِي السَّفَرِ وَالْخَلِيفَةُ فِي الْأَهْلِ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ وَعْثَاءِ السَّفَرِ وَكَابَةِ الْمَنْظَرِ وَسُوءِ الْمُنْقَلَبِ فِي الْمَالِ وَالْأَهْلِ "Ey Allahım! Biz, bu yolculuğumuzda Sen'den iyilik ve takva, bir de bizi râzı olacağın amellere muvaffak kılmanı dileriz. Ey Allah'ım! Bu yolculuğumuzu kolay kıl ve uzağını yakın et! Ey Allah'ım! Seferde yardımcım, geride kalan çoluk çocuğumun
Sayfa 193
Hazret-i Nuhعليه سلام, gemiye binmeden önce kendisine öğretilen şu dua vesilesiyle selâmet içindeydi: قل الْحَمدُ للهِ الَّذِي نَجَّيْنَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ () وَقُلْ رَبِّ أَنْزِلْنِي مُنزلًا مُبَارَكًا وَأَنتَ غَيْرُ الْمُنزِلِينَ () "....Bizi zâlim milletten kurtaran Allah'a hamd olsun! Rabbim! Beni bereketli bir yere indir! Sen ağırlayıp ikram edenlerin en hayırlısısın. de!" (el-Mü'minun, 28-29) Rivayete göre tufan, Receb ayının birinci gününde başladı ve gemi altı ay su üstünde seyretti. Sonra Allah Teâlâ yere ve göğe emretti: وَقِيلَ يَا أَرْضُ ابْلَعِي مَاءَكِ وَيَا سَمَاءُ أَقْلِعِي "Ey yer, suyunu yut! Ve ey gök, (suyunu) tut!.." (Hûd, 44) Bu emr-i ilahi üzerine sular çekildi ve gemi, 10 Muharrem Aşûra gününde Cudi Dağı'na indi.
Sayfa 190
Oğluna yaptığı bu nasihatler fayda vermeyince Nuhعليه سلام, Rabbine yöneldi ve: وَنَادَى نُوحٌ رَبَّهُ فَقَالَ رَبِّ إِنَّ ابْنِي مِنْ أَهْلِي وَإِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَأَنتَ أَحْكَمُ الْحَاكِمِينَ "Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Sen'in vaadin ise elbette haktır. Sen hâkimler hâkimisin!" (Hûd, 45) diye yalvardı. Nuhعليه سلام'in, kavmine beddua ettikten sonra ogluna dua etmesi, onun zellesi oldu. Zira Allah, onu zâlimler için dua etmekten nehyetmişti. Bu durum karşısında câhillerden olmaması için de ilâhî îkaz geldi: قالَ يَا نُوحُ إِنَّهُ لَيْسَ مِنْ أَهْلِكَ إِنَّهُ عَمَل غَيْرُ صَالِحٍ فَلَا تَسْطْنِ مَا لَيْسَ لَكَ به علم إلى أعِظُكَ أنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ ﴾ قَالَ رَبِّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ أَنْ أَسْلَكَ مَا لَيْسَ لى بهِ عِلْمٌ وَإِلا تَغْفِرْ لي وَتَرْحَمْنِي أَكُن مِنَ الْخَاسِرِينَ () "Allah buyurdu ki: «Ey Nûh! O aslâ senin âilenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O hâlde hakkında bilgin olmayan bir şeyi Ben'den isteme! Ben sana câhillerden olmamanı tavsiye ederim!» Nûh (yaptığı zellenin farkına vararak) dedi ki: «Ey Rabbim! Ben Sen'den, hakkında bilgim olmayan bir şeyi istemekten yine Sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen, hüsrâna uğrayanlardan olurum!»" (Hûd, 46-47) Rivayete göre Nuhعليه سلام, bu zellesinden dolayı çok ağlayıp gözyaşı döktüğü için kendisine "Nûh" denildi. Nuh عليه سلامistiğfar ederek kusurundan hemen dönmüştü
Sayfa 189