fnur

bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir âlem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı. oysa uzun ihsan efendi dünyanın şahidi olmanın gerçek bir ibadet olduğunu sık sık söylerdi.
Reklam
"Ey kör! Aç gözünü de düşlerden uyan. Simurg'u göremesen de bari küçük bir serçeyi gör. Kaf Dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl; böcekleri, kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret. Bırak dünyanın haritasını yapmayı! Daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. Gülleri ve bülbülleri goremeyip gün boyu evinde oturan adam Dünya'nın kendisini hiç görebilir mi?"
Ben, her anne-babanın biraz da "psikolog" olması gerektiğini düşünüyorum. Ruh bilimci" değil ama paylaşım" anlamında onları ürkütmemeleri, onları anlamaya çalışmaları, neler hissedip neler yaşadıklarını eleştirisizce dinleyebilmeleri, dünyanın en zor işi olmasa gerek. Hele ki kendi çocuklarımız için.
Önyargılarımız olduğu sürece özgür olmamız çok zor.
Bence büyümek, içindeki yaşam coşkusunu da büyütmek, sorumlulukları alırken hayattan bezmemek, amaçlarını, hedeflerini hiç yitirmemek, duygularını yaşamak, düşüncelerini gerçekleştirmeye çalışmak, onları birileriyle paylaşmak, enerjini artırmak, yaratıcılığını daha da iyi kullanmak, umutlarını hep canlı tutmak, yaşamdan bir an olsun kopmamak, yaşça bizden daha genç olanları, genççe kucaklamak, onların coşkusunu kendi coşkumuzla karşılamaktır, köreltmek değil.
Reklam