kelebek

Travmatik deneyimler genellikle bildirimsel olmayan bellekte depolanır. Bir olay fazlasıyla bunaltıcı olup kelimelerle anlatılamayacak bir hal aldığında, o anıyı hikaye olarak doğru biçimde kaydedemez veya ifade edemeyiz, bunu yapmak için dil gereklidir. Adeta hep bir ağızdan tüm kapı ve pencerelerimizden aniden taşan sel gibidir. Tehlikedeyken deneyimlerimizi sözcüklerle ifade etmek üzere fazla uzun süre durmayız. Sadece evden dışarı çıkarız.
Sayfa 71 - Sola Unitas, 50. Baskı·Kitabı okuyor
kelebek
İfade edemediğimiz deneyimler travmaya dönüşüyor. İfade edebilirsek iyileşebilir miyiz peki?
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sürdürülebilirlik imkansızdır, sürdürülebilirliğin imkan dahilinde olabilmesi için, çevresel şartların sürdürülebilir olması lazım. Oysaki doğada (benim bildiğim; çekim kuvveti dışında) hiçbir şey sürekli değil ve değişken. Bu durumda ne haddimize ki kendimizce " sürdürülebilir" formüller üretiyoruz. Sürdürülebilir dediğimiz her şeyin illaki günün birinde sonu gelecektir(nokta)
kelebek
Ki çekim kuvvetinin sürdürülebilirliği de belli bir noktaya kadar olabilir, bunu benim bilmeyişim onu sürdürülebilir tayin edebilmem anlamına gelmez. O zaman istisnasız bir söylem üretmek zorunda hissediyorsam kendimi, şunu söyleyebilirim: doğada sürdürülemezliğin, sürdürülebilirlikten daha sürdürülebilir olduğunu söylemek daha mantıklı(ünlem)
Bugüne kadar kurmayı beceremediğim bir bağlantıyı kurabildim sanırım. Beş dakika öncesine kadar insanların düşünsel bir ürün ortaya koyabilmeleri için öncelikle karınlarının tok olması -temel ihtiyaçlarını gidermiş olması- gerektiği konusunda neredeyse emindim. Bu düşünceden bağımsız olarak da neden fiziksel olarak çok tembel olduğum konusunda kendi içimde uzun süredir düşünmeler yapıyordum ve sanırım bu soruna bir cevabım var artık. Fiziksel olarak tembel olmayan insanların aslında karınlarının da aç olduğunu da düşünmüştüm bir ara. Şöyle bir tablo çizecek olursak; Satırlar: Tembellik, Çalışkanlık; Sütunlar: Fiziksel, Zihinsel. İnsanın imkanlarının kısıtlı olduğunu da tabloya önkoşul olarak eklediğimiz de şu sonuca varıyorum: Fiziksel tembel(0) ve zihinsel çalışkan(1) olan bir insan, doğadan aldığı enerjisini zihinsel üretkenliğe harcayacak ve fiziksel tok, zihinsel aç birisi haline dönüşecek; Fiziksel çalışkan(1) ve zihinsel tembel(0) olan insan ise doğadan aldığı enerjisini fiziksel üretkenliğe harcayacak ve fiziksel aç, zihinsel tok birisi olacak. İmkanların kısıtlı olduğunu hesaba kattığımızda hem fiziksel hem de zihinsel olarak aç veya tok bir insanın olamayacağı varsayımına ulaşıyorum. Burasının doğruluğu yanlışlığı tartışılabilir ama ben şu an burasıyla ilgilenmiyorum. Bu kategorilendirmeyi yaptıktan sonra kendimi de zihinsel çalışkan, fiziksel tembel sınıfına koyuyorum. Yani kısaca, fiziksel olarak ciddi manada çalışkan olabilmem için zihinsel olarak tembelleşmem gerekiyor. Burada büyük bir sorun doğuyor; acaba bu kategoriler arasında değişim mümkün müdür? Örneğin şu anki hayatımda düşünmeden eyleme döktüğüm şey yok dersek, bundan sonrasında düşünmeden eylemeye geçiş yaparsam fiziksel tembelliğimi tersine dönüştürmüş olabilir miyim? Ayrıca bunların hepsinden
kelebek
Yazıyı kontrol amaçlı okurken eklemek istediğim birkaç nokta olduğunu farkettim. - Fiziksel aç(0)+zihinsel aç(0) durum = Ölüm(Yokoluş,hiçlik) Fiziksel tok(1)+zihinsel tok(1) durum = Doğum(Varoluş,tanrı) diye tanımlayabilirim sanırım kendimce.((Burayı kontrol amaçlı okurken de şunun farkına vardım: aslında yukarıda yazdığım eşitlikte bakış açısına göre ölümün yerine doğum, doğumun yerine ölüm yazılabileceği. Bu noktada söyleyebileceğim tek şey, bazı kavramlarla nitelendirdiğimiz şeylerin aslında bakış açımıza göre şekillendiği ve net doğrudan bahsedebilmemiz için bakış açısından sıyrılmamızın gerekebileceği.) -Aslında açlığı "-1" ve tokluğu "+1" ile tanımlasam daha doğru olacakmış, çünkü totalde ulaşmaya çalıştığımız nokta her zaman "0"; açlığa 0 ve tokluğa 1 diyerek aslında şu anki durumumuzda 1 olduğumuzu varsaymış olduk çünkü. Oysa asla 1 olmadık ve 1 olmak da hiçbir zaman rahat hissettirmedi, -1'den kaçtığımız kadar 1'den de kaçıyoruz aslında ve her zaman 0'ı bulmak için çabalıyoruz, neyse bu mevzuyu daha fazla uzatmayacağım yoksa çok uzayacak gibi. -Belki de bu yazıyı yazabilmem de çok büyük etkisi olabilecek durumlara karşı teşekkür etmem gerekir; birincisi: aslında hiçbir işe yaramadığını düşündüğüm derslerimden biri olan logic design, ikincisi: bugün yemekhanede yemek alırken bana düşünme fırsatı bile vermeden sadece emir cümleleriyle ne yapmam gerektiğini söyleyen yemek dağıtım elemanı abi(başta bana emirler verip neyi neden yaptığımı bilmeme müsade etmediğin için sana kızmış olsam da şimdi teşekkürlerimi sunuyorum abiciğim) -Bu yazıda hiçkimseye hiçbir şekilde aşağılama veya yüceltme yapmaya çalışmadım, buradaki yazdıklarım tamamiyle kendi iç muhasebemin yazıya dökülmeye çalışılmış halidir. Siz böyle bir durum olduğunu düşünüyorsanız ya bu sizin işgüzarlığınızdır, ya da benim kendimi yalanlarla avutmaya çalıştığımın göstergesidir.