Amazon'da gezinirken adının Tutunamayanlar'a benzemesinden ötürü dikkatimi çekmişti. E bir de yazarın adı bir Japon ismi olunca biraz daha ilgilenmiştim. Biz de bir Uzak Doğu merakı vardır malum. Fakat İngiliz vatandaşıymış. Neyse işin şakası bir yana, bir hikâye kitabı ile bu romanı almıştım. Şimdi her ikisi de bitti ve ben her ikisini de beğendim. Şu an ise bu kitap hakkında görüşlerimi belirtmek isterim.
Bir sanatçının, eski günlerini arayan bir Avrupa şehrindeki birkaç günlük serüvenini konu alıyor. Kahramanımız Ryder'ın etrafındakilerle olan ilişkisinin budaklanması ile hikâye şekilleniyor. Herkes kendisinden, ayrı ayrı konularda yardım istiyor ve Ryder'da bir iradesizlik halinde kendisinden istenilen ricaları geri çevirmiyor. Bu şekilde bir o yana bir bu yana, devamlı bir devinim içerisinde olaylar ilerliyor ve merakınızı bu hal diri tutuyor. Yaşanılan olaylarda, geçen muhabbetlerin bir anda uzaması, detaylanması değişik bir etki bırakıyor. Yeteri kadar karakterle güzel bir şekilde, açık ve kolay okunur bir dilde kitap, sizi kendisinden soğutmadan devam ediyor. Kitap böyle ilerlerken kitabın sonunun vasatlığı okuyanı biraz hayal kırıklığına uğratabilir fakat bu durumun çok önemli olduğunu söyleyemem. Ama yine de daha güzel bir sonu elbette olabilirdi. Ayrıca anlatımındaki o sürrealist hava benim hoşuma gitti. Çok duygusal değildi; ayakları yere basar vaziyette bir üslup oluşturulmuştu.
Finalin hoşuma gitmemesinden bahsettim ama Kazuo; bunu gayet bilinçli bir şekilde, yapmak istediğini yaparak yapıyor. Bunu göz ardı edemem elbette.
Öte yandan merak ediyorum, gerçekten Avrupalılarda böyle bir şey var mı diye. Bu merak ettiklerime burada değinmeyeceğim fakat kitabı okursanız zaten fark edersiniz, bizim garipseyeceğimiz tavırları var. Düşünceleri biraz farklı, e