Evet, aşktı bu... Gözyaşlarıyla, sevinçleriyle gerçek bir aşk... Beni ona çeken neydi? Bu sevgi nereden doğmuştu? Başlangıçta... Melek yüzünü ilk gördüğümde tutulmuştum ona. Her şeyi çok çok güzeldi. Kusurlarının hiçbiri doğuştan değildi. Hepsini sonradan edinmişti. Benliği kusurlarının hepsiyle amansız bir savaş içindeydi. Olumsuz yanlarının geçici olduğu her şeyinden belliydi. İçindeki savaş umut vericiydi. Pırıl pırıl bir geleceği muştuluyordu.
“İşte! –diye düşündü Vronskiy heyecanla.– Tam artık umutsuzluğa kapıldığım, bu işin sonunun olmadığını düşündüğüm bir anda, işte aşk! Beni seviyor. Bunu kabul ediyor.”
— Öyleyse bunu benim için yapın, bana bu sözleri bir daha hiç söylemeyin ve iyi birer dost olalım, –dedi Anna sözcüklerle; ama bakışı bambaşka bir şey söylüyordu.
— Biz dost olamayız, bunu siz de biliyorsunuz. Ama en mutlu insanlar mı, yoksa en mutsuz insanlar mı olacağız, bu sizin elinizde.
Anna bir şey söylemek istedi, ama Vronskiy onun sözünü kesti.
— Aslında sizden tek bir şey rica ediyorum, umut etme ve şimdi olduğu gibi acı çekme hakkı istiyorum; ama eğer bu da olanaksızsa bana yok olmamı emredin, yok olayım.