Öncelikle bugün Sokrates’in “ölüm” hakkındaki görüşleriyle ilgili bir yazı yazmak istiyorum. Phaidon okuyorum, bu yüzden bazı anlamadığım veya yanlış gelen noktalardan bahsetmek istiyorum.
Sokrates, bedeni ve ruhu iki ayrı kategoriye ayırmıştır. Ruh, tanrısal seviyede olmakla beraber değişmez bir şeydir. Beden ise her türlü kötülüğe uyum sağlayan (örneğin: cinsel zevk, para) değişken bir yapıdan ibarettir.
Ruhtan bahsederken Sokrates’in bilgi anlayışına da değinmek istiyorum. Sokrates der ki: Biz sadece bildiklerimizi hatırlarız. Bununla ilgili sunduğu argüman ise şudur: Nasıl duyu organlarımızı kullanmayı doğduğumuz andan itibaren biliyorsak, ruh da daha önce var olmuş ve bilgilerle donatılmış olmalıdır. Bana kalırsa pek mantıklı bir görüş değil, çünkü argümanlarını sunduğu Kebes dahi bu fikre mesafeli yaklaşmıştır.
Bir diğer konu ise ölüm, yaşam ve sonrasıdır. Sokrates, doğada bir ikilem olduğunu söyler. Her şey tersinden ortaya çıkar, der. (Örneğin: Çok güçlü birinin daha önce güçsüz olması gerekir. Uyanmak için uyumak gerekir, uyumak için uyanmak gerekir.) Sokrates bu düşünceyi ölüm-yaşam döngüsüne uyarlamıştır. Şöyle bir bağlantı kurar: Ölmek için doğmak gerekir, doğmak için de ölmek gerekir. Yani yaşayanların hepsi ölülerden doğmuştur.
Ruh hakkında ise şunu söyler: Eğer bir ruh, cinsel zevk ve erdemsizlik gibi şeylerle vakit geçirmişse, öldükten sonra Hades’in yanına gitmeyecektir. Bunun yerine mezarlıkta bekleyerek, hayatı kötü olacak bir insanı bulduğunda onun bedenine girer.