Hayat buydu işte, söylenmeye değmez ya da bir kez söylendikten sonra bir daha söylenmesi gerekmez sözlerle doluydu, söylediğimiz her söz, söylenmeyi kendi özünden ötürü değil, ağızdan çıkmasının yaratacağı sonuçlardan ötürü daha çok hak eden başka bir sözün yerini alıyordu.
Yıkılan binalar dikkatını dağıtmıştı ve kaybettiği zamanı telafi etmek istiyordu, oysa bu, dünyanın en saçma, en anlamsız deyimiydi, insanlığın yitirdiği zamanı telafi etme şansının asla olmayacağı gibi çok acı bir gerçeği saklamaya çabalayan boş bir laftı sonuçta, zaman dediğimiz şey, biz onu gerektiği gibi kullanmadık diye bir köşeye yaslanıp dinlenecek, onun yokluğunun farkına varalım diye dünyanın en sabırlı adamı gibi istifini bozmadan bekleyecek değildi ki.
Karşısında ne düşündüğünü bilmediği farklı ve yeni birisi vardı. Belki kendisi de eskisi gibi değildi, belki de ilk önce kendisi farklı bi havaya bürünmüştü.