KerZeY35

Hayallerin hayali bu değil miydi yoksa? Yeryüzünde kimseye bilme hakkı tanınmamış olan bu bilgiye nihayet ulaşabilmek değil miydi? Nerede, nasıl ve ne zaman? Doğumdan ölüme kadar iyilik perisinin mavi ışığına sarınmış olan yapaylık hayatımızın her alanına el atıyor. Hayatta ne kadar az belirsizlik varsa o kadar iyidir düşüncesine bizi ikna etmeye çalışıyorlar; beklenmedik olana -tabii en başta ölümün huzursuzluk verici gizemine- egemen olabilme becerisi, yeryüzünde cenneti yaşamanın anahtarıdır deniyor. Program ilerlemeye başladığına göre bu olağanüstü indirgemeci devrimin işaretlerini fark etmeye başlamamız gerekir. Mükemmel olmayan ama giderek mükemmelleştirilen makineleriz: Yollar, evler gülümsemelerle, kahkahalarla, dans adımlarıyla doldurulmalıdır.
Sayfa 99·Kitabı okuyor
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Sürekli ve ısrarla dayatılan ve pek insansever görünen nakarat insanın mutluluğunu vurgulayıp durur. Sanki çokuluslu şirketlerin zirvelerinde, medyanın doruklarında, en umursamaz bilimadamlarının steril laboratuvarlarında başka bir şey düşünülmezmiş gibi bir hava vardır. Sizin için, açlığı, hastalıkları yenmek için çalışıyoruz: Artık bedensel ve zihinsel engelliler, acı çekenler, felçliler olmayacak, çünkü genetik ileri görüşlülük onları doğmadan önce ayıklayacak. Artık üzüntü, güvensizlik, hüzün olmayacak, utangaçların yüzü kızarmayacak çünkü ona uygun bir hap bile geliştiriyoruz.
Sayfa 99·Kitabı okuyor
Aynı zamanda hayatın da döngüsü olan su döngüsü elimizde değil. Susuzluğumuzu gideren, bizi besleyen, oluşturan, yokluğu canımızı alan su. Adına korku denen o hayırlı sarsıntıyı hissetmek için yüreğimizin derinlerinde bu yokluğu hissetmek yetmez mi? Yapay günümüzü, kıyametin kartviziti dünyasına dönüştüren de korkunun ortadan kalkması değil midir?
Sayfa 99·Kitabı okuyor
Sarmaşıklarla sarılmış Tarzan misali hayatımızın dört bir yanını yapay olan sardığına göre nereye gidiyoruz? İlerlemenin şahane nimetlerine mi, yoksa zihnin daha hayal ederken titrediği korkunç bir faciaya mı uzanıyor bu yol? Bilim ve teknik bizi gerçekten mümkün dünyaların en iyisine mi götürüyor? Yoksa bu -bize hileyle en güvenilir amaçlar olarak gösterilen- yeni bir puta tapınış hali, insani işlerlik görüntüsü altında ürkütücü bir yokoluşa mı sürüklüyor?
Sayfa 98·Kitabı okuyor
Böyle şeyler düşünmeye başlayınca aklıma hep büyük ninem gelir. 1885 yılında Marsilya'da doğmuştu, babası küçük bir sabun ticareti ve sedef kakmacılığıyla ailesini zar zor geçindirebiliyordu. Büyük ninem opera severdi ve iyi bir sopranoydu: Küçükken, evimizin onun piyano başında cıvıldayan sesiyle dolduğunu anımsıyorum. 1984 yılında, yüz yaşının eşiğinde öldü ve Salgari'nin bazı kitap kahramanları gibi sonsuz hayatlar yaşadı: At arabaları ve telgraf döneminde doğdu ve uzay çağında, aya gidip gelinen, bilgisayarların kullanıldığı günlerde öldü. Uzun yaşam yolu boyunca her türlü yeniliğe onurla ayak uydurdu ama bilgisayar karşısında durdu kaldı. "Neye yarıyor bu makineler?" diye sordu günün birinde, "Hiç anlayamıyorum."
Sayfa 97·Kitabı okuyor