Şimdi söyleyeceklerimi de sonradan, Illoba Kabilesi'nin yaşlılarından öğrendim: Zendar kuşları bir tek sesle ötermiş. Sızlanışları için bu ses, kızgınlıkları için bu ses, kızgınlıkları, beğenişleri, çağırışları veya bezginlikleri için gene bu ses.. hep bu ses. Ama onlar, bu tek sesi bile üşenerek çıkarır, çünkü sızıldanmaya, çünkü öfkelenmeye.. çünkü kırılmaya, sevgililerini veya yavrularını veya analarını çağırmaya bile üşenir, bütün bunları, üstelik, hattā, çiftleşmeyi veya kaka yapmayı da yaşamanın ağır yüklerinden sayarlarmış.
Ama işte bu üşenmeye bile üşenen aynı Zendar kuşları, dostları timsah ricaya başladı mı, kendilerine göre, şaşılacak bir hızla o mağaraya girer, hem karınlarını doyurmaya, hem de dostluk görevlerine koşarlarmış. Buna karşılık timsahın da bir tek Zendarın üstüne, bir kerecik olsun o mağra gibi ağzını kapattığı görülmemiş. Bırakın onu, incitmezmiş bile. Ve uzun süre geçip de yağlı bir kuyruk yakalıyamadı mı, ne yapar eder, õte beri bulur, bulduğu kırıntıları da ağzına aldıktan sonra hep o -öööğğ- tadlı sesleri çıkararak Zendar-ları şölene çağırırmış, dostlarının aç kalmasına, aç kalıp da kendisine kırılmalarına gönülcüğü katlanamazmış.