KerZeY35

Üstad bağışlayıp bağışlamadığını söylemedi. Üstad başka bir şey de söylemiyordu. Sessizlikten hoşlanacağını -ūstadın düşünerek ben de susuyordum. Susuşuyorduk. Fakat üstad, birdenbire: - Başka bir şey sormayacak mısınız? diye sordu. Evet; üstada başka bir şeyler soracaktım. Fakat doğrusu bu ya, üstadın bana bu soruyu soracağını hiç beklemiyordum. Üstadı da öyledir diye bilerek, şu anda, derin düşüncelere dalıp gitmiştim. Bu yüzden, dilime ilk gelen soru rakipsiz kaldı: - Size, başka bir şey sormak istiyorum. İşte: Ocak Tiyatrosu'nda oynanan piyesin, Bucak Tiyatrosu'ndaki oynanışı için yazdığınız yazının, geniş ölçüde, aynı piyesin Ocak Tiyatrosu'ndaki oynanışından sonra genç bir eleştirmenin yazdıklarına benzediğini söylüyorlar, ne dersiniz? İşte burada düpe düz söylüyorum: Böyle bir şey diyenler filan yoktu. Bu sadece benim fikrimdi. Ve aşağıda göreceğiniz gibi, bu fikri korumak benim için artık bir onur meselesi oldu! Üstad kıpkırmızı kesilerek: - Edepsizlik, diye bağırdı. Sonra da soğukkanlılığını, çabucak, takınarak devam etti: Demek bu genç arkadaş da benim gibi görmüş.
Sayfa 149·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Üstad beni gayet ince bir gülümseyişle karşıladı ve bir bardak su içip içmiyeceğimi sordu. Ben de onun bu sorusunu bir başka soru ile karşıladım: - Hayatta en çok sinirlendiğiniz şey nedir üstad? Üstad, alevli gözlerle hafızasını tutuşturduktan sonra cevap verdi: - Gömleğinin kollukları ceketinin kollarından dışarı çıkmış bir insan. Bu konuda beni haklı bulmaz mısınız? Düşününüz bir kere. Fakat ben düşünmeğe lüzum görmüyordum. Ve eğer kendisini haklı bulup bulmadığımı sormuş olmasaydı, üstadın sözünü böyle keserek, kendi düşüncemi söylemeğe de lüzum görmezdim. Ama bu durumda sorusunu -üstadın-cevapsız bırakmak pek kabalık olacaktı. Bu yüzden istediği -üstadın- cevabı, nezaketle, verdim: - Pek üzgünüm üstadım; fakat ne kadar çalışırsam çalışayım sizinle aynı fikirde olamıyacağım. Üstad bir parça şaşırmış gibiydi: - Niçin? diye sordu. Açıkladım: - Çünkü benim, hayatta en çok sinirlendiğim şey, gömlek kollukları ceketinin kollarından dışarı çıkmış bir adama, hayatta en sinirlenen adamdır. Bağışlayın üstadım; demek ki bu bir yaratılış cilvesi.
Sayfa 149·Kitabı okuyor
Yazı işleri müdürü seni istiyor, dediler. Önümü ilikleyerek içeri girdim. Şöyle bir baktı ve: - Ha, dedi; sen misin? - Evet, dedim; benim. Çünkü gerçekten de bendim; fakat bu iş bu kadar açıkken cevabıma gene sinirlendi. Anlaşamıyorduk bir türlü yazı işleri müdürü ile.. ne ise. - Dur biraz, dedi. Durdum. İşini bitirdikten sonra sandalyesi ile birlikte bana dönerek: Sana bir fırsat veriyorum: Üstad Ankara'dan gelmiş. Git konuş, akşama yazını getir, dedi. Bu benim için gerçekten fırsattı. Kendimi gösterme yolunu bulmuş oluyordum. Bir geçtim mi röportajcılığa, artık afişler, reklamlar, seyahatler benim için demekti. Bu yüzden heyecanlandım ve: - Çok teşekkür ederim şef, çok teşekkür, dedim, arkasından da ilave ettim: Yalnız bir şey soracağım. Pardon, iki şey: Üstad kimdir ve üstadı nerede bulabilirim?
Sayfa 147·Kitabı okuyor
Biz, devr-i alem seyyahlarının geçtikleri yerlerin bir tek boyutu ile olsun bağ kuramadıklarını, sadece bunu söylemek isterken bakın nerelere kadar geldik. Bununla beraber, konumuza dönerken bir defa daha ve apaçık olarak tekrar edeyim ki, dünya gezmekle öğrenilmez: Dünya işte bu odada ve bu yuvarlağın karşısında öğrenilir: Şöyle "fırr..." diye bir çevirdiniz mi, beş kıta ve bütün okyanuslar, dağlarıyla, ovalarıyla, şehirleriyle, adaları ve yarım adalarıyla, gözlerinizin önünde geçit yürüyüşü yapar: İşte İskandinavya yarımadası. İskandinavya'da insanlar yaşar. İşte Malaka yarımadası. Malaka'da insanlar yaşar. İşte İsviçre. İsviçre'de insanlar yaşar. İşte Holivut, işte Kongo, Holivut'ta, Kongo'da, vallahi, insanlar yaşar. Sonra okyanuslar: Atlas Okyanusu, Güney Buz Denizi, Sudda Denizi, Banda Denizi, Arafura Denizi.. ve adalar: Borneo, Sumatra, Filipinler, Kanarya adaları.. bunlar büyükleridir; bir de şunlara bakın, Lombak, Rotti, Cinnel.. toplu iğne başı, sivri sinek kanadı gibi görünüyorlar. Bunların, işte bu iğnenin dokunduğu yerde, belki de birkaç tanesi daha vardır.. kim bilir.. ve orada da insanlar yaşar. Sonra, bütün bu insanların, ama hepsi, arkadaşlık nedir, aşk nedir, analık nedir, Allah nedir, bilirler: Bunların üstüne şiirler yazar; ilâhiler besteler, türkü yakarlar. Ve sonra da, gene bu insanlar, bu ilahi okuyan, şiir yazan bu insanlar... Fakat ah konudan uzaklaşmak endişesi olmasa...
Sayfa 146·Kitabı okuyor
Konunun bir parça dışına çıkarak, bu dünya üzerinde ya-şayan insanlara dair birkaç söz daha söylemek yersiz sayıl mazsa akla sunlar da gelebilir: Dünyada bazı insanlar daha vardır ki, bunlar, transatlantiklerle veya yataklı vagonlarla dünya turuna, yâni "devr-i alem seyahati"ne çıkarlar: Bunların arzuları bütün dünyadır, bütün dünyayı görmektir; yâni bunlar petonik Mussolini veya Stalinlerdir ve bunlar da öbürleri gibi dünyayı bir çizgidir sanırlar, yolculuklarının sonunda ise, yapabildikleri, sadece, işte şu yuvarlağın üstüne şöyle bir çizgicik çizmekten ibarettir. Halbuki dünyanın beş bu'dü-boyut'u vardır: Yani dünyanın boyu vardır, eni vardır, yüksekliği ve derinliği vardır, nihayet dünyanın zaman ve düşünce- bu sonuncuya tasavvur, hattâ kuruntu da diyebiliriz; meselâ felsefe, meselâ din veya sanat, sonra ideoloji boyutları da vardır. Yâni demek istiyorum ki, bu büyük seyyahlar ana yollardan geçmekle, büyük limanlara ve başşehirlere uğramakla, öyle pek de mühim bir halt işlemiş olamazlar, onlar, hattâ gördükleri yerleri de görmüş sayılmamalıdırlar; çünkü bir şehrin zaman içinde bir değişmesi vardır. O kadar ki ben, her şehre dört mevsim için dört isim takılmasına, ayrıca hürriyet veya baskı devirlerine, kıtlık veya bolluk yıllarına ait de birer başka isim verilmesine taraftarım. Aşağıdaki olayı okuyunca, bu fikrimi kabul edeceğinizi umarım; üstelik bu olay bir başkasının değil, fakat doğrudan doğruya benim başımdan geçmiştir.
Sayfa 145·Kitabı okuyor