Hani çizgi filmlerde havada koşan tipler olur, sonra aşağı bakıp nerede olduklarını fark edince pat diye düşerler. Ben de boşlukta yürüdüğümü fark edince düştüm. Bir yerdeki boşluğu fark edince orayı doldurmak için çabalamaktan kendini alamıyor insan. Sonunda canının yanacağını hissetse bile. Dilin ha bire çekilmiş dişin boşluğuna gitmesi gibi. Eskiden hatırlamadığımın farkında değildim. Ama sayenizde, bir kere fark edince… artık hep bunu düşünmek kaçınılmaz oluyor. İstesem de istemesem de. Boşluk kaşınıyor.
Ayak seslerinden peşimden geldiğini anlayınca çocukluktan kalma tanıdık bir rahatlamayla içten içe sevindim. Çocuklar bulunmak için saklanır, yakalanmak için kaçarlar. Aranmayanlar ve bulunmayanlar da büyünce benim gibi olurlar. Neyse.
“Öyleyse bir dahakine ben de sana çay ısmarlarım,” demiştim o gün kantinde. Aramızda sözü dursun, bir dahaki sefer diye bir ihtimal olsun, onunla aynı masada oturayım, çay içip sohbet edeyim, kuyularla, çukurlarla ve mezarlarla dolu bu rezil dünyada, kuyulara, çukurlara ve mezarlara rağmen nasıl öyle esaslı bir tebessüm yeşertilirmiş öğreneyim istemiştim.