Muhammet TUNÇ

10/10
·341 syf.··
2021 16. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Mart 2021 00:32
Kitap 3 ciltten oluşuyor ve Fransız Devrimi'ni anlamak için ilk okunması gereken kitaplardan birisi olduğunu düşünüyorum. Tabi önce benim yaptığım gibi Murat Sarıca'dan 100 Soruda Fransız İhtilali kitabını okuduktan sonra buna başlarsanız daha iyi anlarsınız diye düşünüyorum. Kitabın içinde geçen terimleri, partileşmeyi ve karakterleri Murat Sarıca'dan öğrenmiş olursunuz. Gelelim Aulard'ın kitabına. Kitabın tek eksiği eski kelimelerle yazılmış olması. Yani eski basımının tıpkıbasımı olduğu için içinde bolca Arapça kelime ve tamlamalar mevcut. Telefondan Kubbealtı Lügati açık bir şekilde okudum. Tabi çoğu kelimeye bu şekilde baka baka ilerlemek okuma hızımı yavaşlattı ancak kitabın verdiği değerli bilgiler ve akıcı anlatım bunu görmezden gelmemi sağladı. İlk bölümlerde Fransa'nın durumu, asillerin ve ruhban sınıfının ülkeyi domine ettiklerini ve burjuvanın bundan rahatsız oluşu anlatılıyor. Elbette bildiğiniz üzere bu ihtilal bir burjuva ihtilalidir. Burjuvanın asiller kadar zenginliğe sahip olup hiçbir haktan yararlanamamaları ihtilale sebep olan etkenlerden en önemlileridir. Daha sonraki bölümlerde ihtilalin önemli isimlerinden Robespierre, Danton, Desmoulins, Marat gibi isimlerin konuşmaları, toplum içinde sivrilişleri, birbirleriyle çekişmeleri, kralın değişken davranışları ve burjuvanın kaypaklığı çok güzel bir şekilde anlatılıyor. Özetle kitap dönemi tanımak, anlamak ve ileri okumalar yapmadan önce dönemi öğrenmek amaçlı okunması gereken ilk kitaplar arasında. Son olarak kitabın Türk Tarih Kurumu e-mağazasından çok uygun bir fiyata alınabileceğini de hatırlatmak isterim.
Tarih
Fransa İnkılabının Siyasi Tarihi - Cilt 1François - Alphonse Aulard · Türk Tarih Kurumu Yayınları · 201218 okunma
Reklam
1/10
·177 syf.··
2021 8. kitabı
Öncelikle incelememden bazılarınızın memnun olmayacağını söyleyerek başlamak istiyorum. Gerek döneminde gerekse bugün geçerliliği kalmamış fikirlerle dolu bu kitabın sitede bolca övücüsü bulunduğunu ancak kimsenin eleştirmediğini fark edince inceleme yapma ihtiyacı hissettim. Hazırsanız başlayalım. Öncelikle diğer ırkların kitap içerisinde korkak, küçük gösterilmesinden bahsetmek gereksiz, bunu az çok tahmin ediyorsunuzdur. Onun yerine ilk olarak KADIN konusundan bahsetmek istiyorum. İş güç sahibi kadınların Atsız'ı desteklemeleri kadar anlamsız bir şey az görülmüştür çünkü Atsız'dan bir alıntı ile açıklayacak olursak: "...aile yapısının korunması bakımından kadının her şeyden önce analık ve evdeşlik görevini yapmasını isteriz.", "Yalnız süs peşinde koşan bir kız, analık ve yurtluk duygularından uzaklaşmış müstakbel bir kokettir.". Bu söylemler ile kadının asli (ve hatta tek) görevinin gelecek nesillere çocuk yetiştirmek olduğunu belirtmiştir. Kadına sadece çocuk yetiştiren, topluma faydası sadece bu olan bir mal gözü ile bakmak ne derece desteklenebilir acaba merak ediyorum. Aynı söylemlere n*zi almanyasının propagandalarında da rastlayabiliriz. Devam edelim: "Acaba gençlerimizin ve bilhassa kızlarımızın zehirlenmesine engel olmak için bütün memlekette sinemalar kapatılsa, erkek ve kadın plajları ayrılsa, roman ve hikayeler sansürden geçse ne olur? Demokrasi, hürriyet suya düşüp memleket yok mu olur?" Ne mi olur söyleyeyim: diktatörlük. Kitapta sinema, balo ve kitaplara kin kusan Atsız, bu cümlesiyle de şeriat destekçisi gericilerden farksız bir şekilde toplumun ahlakını bunların bozduğunu söylüyor. Biraz da EĞİTİM konusundan bahsetmek gerek. Bana kalırsa en önemli nokta burasıdır. Çünkü Atsız'ın ülkemizin en değerli kurumlarından biri olmuş Köy Enstitülerine
Tarih
Türk ÜlküsüHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken · 20154,922 okunma
9/10
·120 syf.··
2020 177. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 22 Kasım 2020 11:35
(Kitabı bitirdikten sonra yorumu okursanız daha iyi olur.) Zaman ve zaman yolculuğu kavramları insanoğlunun aklını kurcalayan sorulardan biridir. "Böyle bir şey mümkün olabilir mi, geleceğe gitsek nasıl bir dünya bizi bekler, geçmişteki hangi olayı görmek isterdin" vs. gibi sorular aklımıza hep gelmiştir. Günümüzün şartlarını yeteri kadar beğenmiyor oluşumuzdan kaynaklı olsa gerek, istediğimiz o ideal dünyayı, ütopik hayallerimizi gelecekte zannederiz. Eğer kitabın arka kapağını okumadan kitaba daldıysanız belki siz de bu hikayenin böyle olabileceğini düşünmüşsünüzdür. Oysa kitapta bizi geleceğin umutlu hayallerine daldıran bir hikaye değil, adeta distopik bir hikaye anlatılıyor. Öncelikle kitabın 1895'te yayımlandığını söylemek gerekir. O dönem bilimkurgunun asıl eserlerinin verildiği dönemdir. Zaten yazarımız H. G. Wells, Jules Verne ile birlikte bu türün öncülerindendir. Ayrıca bu dönem hızla artan fabrikalaşma, teknolojik gelişmeler, artan kapitalizm ve gittikçe derinleşen toplumsal sınıfların dönemidir. Hikayede 802701 yılına giden "Zaman Gezgini" başlangıçta herkesin eşit olduğu (görünüşleri, kıyafetleri), sınıfın olmadığı, düşüncenin pek yer bulmadığı, günlerini yiyip içip eğlenmekle geçiren varlıklara rastlar. Burada insanlığın zafer kazanıp nihai sonuca ulaştığını hem Zaman Gezgini hem de biz zannediyoruz. Ancak işlerin tam olarak öyle olmadığını daha sonra anlıyoruz. Meğer zevk ve sefa içinde yaşayan üst sınıf (Eloi'ler), narin bedenleri ile yeryüzünde sefa içinde, kitaptaki terimle "çayırdaki sığırlar" gibi güle oynaya yaşayıp, basit düşünüp birkaç kelimelik konuşurken; yerin altında ise yaratıktan farksız olan Morlock'lar yaşamakta. Sınıf ayrımı öylesine derinleşmiş ki, aynı havayı soluyamaz, aynı güneşe çıkamaz olmuşlar. İnsanlık iki türe
Edebiyat
Zaman MakinesiH. G. Wells · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202437,1bin okunma