Şiddetli düzensizlikler, şiddetli çözümler gerektirir; bu yüzden, Türklerin durdurulamaz gibi görünen ilerleyişlerine karşı çaresiz bir yanıt olarak, Haşhaşinler ve onların cinayetleri doğdu.
Hasan'ın vatanı olan İran zaten Türklerin egemenliği altındaydı ve ileride, aşırı bir yabancı düşmanlığıyla bu bozkır halkından söz ederken onları insan değil, "cinler" olarak niteleyecekti.
İsmail, Cafer'in başka bir oğluydu ve babası tarafından ya aşırı tavırları yüzünden Abbasiler içinde boyun eğerek yaşamak fikrine tehdit oluşturduğu için ya da ayyaş olduğu için reddedilmişti. Kaynakların bu konuda yazarın dini ve siyasi rengine göre farklılık gösterdiğini belirtmek yersiz. Sünni yazar Cüveyni bu konuda o kadar ileri gider ki, Cafer'in kendi oğlu hakkında; "İsmail benim oğlum değil, onun donuna bürünmüş şeytan." dediğini öne sürer. İsmail babasından önce öldü ve oğlu Muhammed de gizemli biçimde kayboldu. Abbasi casusları tarafından öldürülmüş olması çok olasıdır. Muhammed yedinci imam olarak tanınırken, İslam içindeki bu yeni mezhep de İsmaililer adını aldı.
El Mansur'un parfümcüsü, sarayın altında Ali'nin ailesinden insanların cesetlerinin atıldığı mağaraları bulduğunu iddia etmişti. Cesetler bütünüyle korunmuşlardı ve her biri kulağındaki fişten tanınabiliyordu. Küçük çocuklardan yaşlı erkek ve kadınlara kadar her yaştan ceset vardı ve fişlerin üzerinde her birinin soy ağacındaki yeri de belirtilmişti.
Resmi İslam tarihinde kadınların etkisi pek de büyük değildir ama bu dönemeçte, Peygamber'in dul eşi olan Ayşe'nin dördüncü halifeye savaş açışı ve Ali'ye karşı direnişi çok belirgindir. Ali, Ayşe'nin güçlerini 656 yılında Basra'daki Deve (Cemel) Savaşı'nda yendi.