Yağmur Dindi, Rüzgâr Kaldı...
Puan vermedi·184 syf.·
2026 87. kitabı
"Aşk neydi sence?" Birini severken gözünün kör olması mıydı? Karşılık beklemeden sevmek, seni görmeyen birini yıllarca aynı heyecanla beklemek miydi? Yoksa sevdiğin insanın sana bir kez gülümsemesiyle bütün kırgınlıklarını unutup yeniden ona doğru yürümek miydi? Bana İkimizi Anlat kitabını okurken kendime bu soruları defalarca sordum. Bu kitap benim için sadece bir aşk hikâyesi değildi. Sayfaları çevirdikçe sevmenin bazen ne kadar güzel, bazen de ne kadar ağır bir yük olabileceğini hissettim. Rüzgâr'ın hikâyesi çocukluğunda başlıyor. Daha küçücük bir çocukken komşusu Yağmur'a âşık oluyor ve o sevgi yıllar geçse de hiç eksilmiyor. Yağmur ise onu hep en yakın arkadaşı olarak görüyor. Ne zaman canı yansa, ne zaman hayat onu yorsa, dönüp dolaşıp Rüzgâr'ın yanına geliyor. Rüzgâr ise her defasında biraz daha kırılıyor ama Yağmur'un küçücük bir gülümsemesiyle bütün yaralarını unutuyor. İnsan okurken bazen "Bu kadar sevilir mi?" diye düşünmeden edemiyor. Kitap boyunca yağmur sadece gökyüzünden yağmıyor; sanki Rüzgâr'ın kalbine de yağıyor. Rüzgâr ise adı gibi esiyor ama içindeki fırtınaları kimseye göstermiyor. Yağmur'un kokusunu her rüzgârda arıyor, onun mutlu olması için kendi mutluluğunu ikinci plana atıyor. En çok da Rüzgâr'ın sessiz sevgisi etkiledi beni. Çünkü bazı insanlar sevgilerini söyleyerek değil, susarak yaşar. Ama kitabın beni en derinden sarsan kısmı Rüzgâr'ın annesiyle ilgili olan bölümdü. Yağmur'a çok kırıldığı bir gün her şeyden kaçmak istiyor. Telefonunu kapatıyor, kimse ona ulaşamasın diye evi terk ediyor. O sırada annesi defalarca onu arıyor ama Rüzgâr hiçbirini göremiyor. Eve döndüğünde ise annesini cansız bir şekilde buluyor. O satırları okurken gerçekten boğazım düğümlendi. Çünkü Rüzgâr, yıllarca Yağmur'u severken
Bana İkimizi AnlatAhmet Batman · Destek Yayınları · 201410,9bin okunma
10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 149. kitabı
Merhabalar Bugün sizlere Cesaret serisinin üçüncü kitabı olan Kuklacı ile geldim. Alev serim diyebilirim Ateş Dağlı olduğu için alev asla değil. Babası mafya olsada oğlu ajan olan Ateş Dağlı ile tanışmıştık zaten bir önceki kitapta. Yaşadığı büyük kayıplar sonrası intikam duygusuyla hayatına yön veren Ateş, mafyanın önemli isimlerinden Hakim Ayazoğlu’nun hayatta kalan tek varisi Duru Su’yu önce kötülerin elinden kurtarmış, ardından güvenini kazanmıştı. Fakat öyle bir halde bırakmak zorunda kalmıştı ki Duru Su, mutluluğu bulduğunu sandığı anda büyük bir acıyla sarsılmıştı. Aradan geçen üç yılda ihanetlerle yüzleşen Ateş önce kaçak, ardından tutsaklığa mahkum edildi. Ama yine bir şekilde yeniden özgürlüğüne kavuşurken aklında sadece Kızıl var. Duru Su ise yaşadığı hayal kırıklıklarını uzun süre atlatamaz. Babasının davranışları ve çevresinin bakışları onu içine kapanmaya iter. Tek teselliyi kendinde bulur ve duygularını gizlemek için güçlü, sert duvarlar örer. Artık herkesin gözünde dik başlı ve soğukkanlı bir kadına dönüşmüştür. Ateş Dağlı, geçmişteki yaptığı hataları nasıl düzelteceğini bilmiyordu. Çünkü insan öğrendiklerini uygulardı kimse ona öğretmemişti. Çok bocaladı öğrenmek istedi zor oldu ama oldu diyebilirim. Bir insan yabancı olduğu duygulara yaptığın yanlışlara öğrendikleriyle karşılık vermez mi? Hakim bey kızını resmen tepside sundu bittin mafya alemine. Ama Ateş buna izin vermez. Şimdi kuruldaki tüm kötülerin iplerini eline alma vakti gelmiştir. Aslında herkes onu Hain olarak görüyordu. Çünkü tüm sevkiyat patlıyordu ama içlerindeki ispiyoncu asla aklınıza gelmeyecek birisi. Ah şu köpek Gökmen nasıl sinir oldum sana nasıl ama. Neyse Ateş en büyük meselesi, açıklama yapmadan geride bıraktığı Duru Su’ya kendini anlatamıyor bir türlü onada ayrı üzülüyorum.
KuklacıMüjde Aklanoğlu · Hasrem Yayınları · 20257 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
10/10
·144 syf.··
2026 24. kitabı
Kendinizi acaba riyakar mıyım, kibirli miyim diye bol bol sorgulayacağınız (ki sorgulamamak da tam olarak kitapta geçen hastalıklara tekabul ediyor) bir risale olmuş. Gazali kitaplığında en sarsan kitaplardan biri oldu. Çünkü kendini o ve ya bu şekilde beğenmeyen kimse yok. Allah bize kendi yolunda sabit yürümek için tevfik etsin. Bu nefislerle işimiz zor.
1000Kitap
Kibrin ve Kendini Beğenmenin Yergisiİmam Gazali · Ketebe Yayınevi · 2026257 okunma
Kızıl Gece 1
9/10
·576 syf.··
2026 17. kitabı
Merhaba kitap dostlarım bugün Duru Mavii'nin kalemine aldığı Kızıl Gece serisinin ilk kitabı ile geldim. Ben yazardan okumayı seviyorum. Her kitabı bir birinden farklı ve güzel oluyor. Arkadaşlarımla beraber başlarken ben birazcık geri kaldım sınavlarım var diye ve bizimler Biran Nuh'a o kadar bayıldılar ki sınavım bitince hemen başlamak istedim ve öyle güzel ilerledi ki elimden bırakamadım ve bir baktım ki seri 4 günde bitirmişim. - Fantastik - Çoklu Evren - Yardım Vakfı - Büyü & Büyücüler - İki Düşman Lider - Sürpriz Hamilelik Kitabi anlatmak gerekirse Rozelin kendi halinde mütevazi denilecek bir hayat yaşar ve evden okula bir hayatı vardır ve bir gün babası kaza geçirir ve eve bakacak kimse olmadığı için Rozalin bir kaç işte çalışır ve bir gün kapılarına ev sahibi dayanır ve kiramı ödeyin der ve Rozalin kavga eder ve ödeyeceğiz der ve evden çıkar. Rozalin en yakın arkadaşının tavsiyesi ile gittiği yardım vakfın da herşey orada başlar. Bu vakıfta tek şart kan vermektir. Rozalin dekan verir ve aranan kan bulunur. Rozelin yıllardır farklı farklı gördüğü rüyalara asla anlam veremez. Bir gün kendini o gördüğü rüyanın içinde bulur. Rozalin artık bambaşka bir evrendedir ve aydınlık bölgenin lideri de Rozalini arıyordur. Roz ise buraya nasıl geldiğini anlamaz Kızıl bölge de bir kaç kişiye rastlar ve buradan evine nasıl gideceğini sorar ve gel biz seni götürelim der. Kızıl bölgenin Lideri Biran Nuh dur ve onu odaya götürün ve kitleyin der. Roz ise ben o adamın sevgilisi değilim ben ailemin yanına gitmek zorundayım der. Rozalin bu zamana kadar asla erkek arkadaşı olmamış tır ama hamiledir. Rozelin gözünü açtığında başka bir yerdedir ve anlam vermeye çalışır ama daha ne olduğunu anlamadan ise kendini bir kaosun, çekişmenin ortasında bulur. Liderler arası çekişme ve taht
Kızıl GeceDuruMavii · Vera Kitap · 2026207 okunma
Puan vermedi·110 syf.··
2026 20. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 00:00
"...yabancılaşma, aslında özgürleşmenin zıttı değil, önkoşuludur. Yabancılaşma bilinci, insanın kendini ve yaşadığı toplumu dönüştürme motivasyonunun kaynağıdır." Ama maalesef, fazlasıyla bireyci modern toplumlarda, toplumuna yabancılaşan bireyler, bu motivasyonla aksiyona geçmek yerine kendilerini, hazlarının kapısına zincirleyip o zincirin izin verdiği kadar ilerleyebiliyorlar hayatlarında. E hâliyle bu tutumla yaşamak, ister istemez bencilleştiriyor insanı; o yabancılaşmayı toplumla beraber aşabilmek yerine kendini anlamsızca yaşayarak öldürmeyi tercih edebiliyor insan. Meursault da bu bireyci bireylerin uç örneklerinden biri. Bu yüzden kitabın yorumlarını okuduğumda bu kadar çok insanın kendini bu karakterle özdeşleştirdiğini görünce ister istemez şaşırdım ve korktum. Bu kadar kayıtsız ve bencil insanla n'apalım arkadaşlar biz toplum olarak? Madem bizi beğenmiyorsunuz, bari dağa mağa çıkın da şu sıcak yaz günlerinde hava sıcaktı diye bir SSA (Suça Sürüklenen Absürdist) tarafından öldürülmeyeceğimizi bilerek çıkalım dışarıya. Hayır, Adana'da da hava sıcak olduğu için adam öldürüyorlar ama kimse bu adamların iç dünyasından, yabancılaşmasından dem vurmuyor, herkes maganda deyip geçiyor??? Bu herif, çok afedersiniz, Fransız olduğu için mi bu kadar sempati? :p Ayrıca kitabın son kısımlarını okuyup hâlâ bu adamın kayıtsız veya duygusuz olabileceğini savunan insanlar nasıl olabiliyor onu da anlayamıyorum. Kendi düşüncesine göre bir hiçliğe gidecek adamın korkuyla idam gününü beklediğini, kurtulursa yaşayacağı sevinci dizginlemeye çalıştığını veya kurtulamazsa bunun ha yarın olmuş, ha on yıl sonra diye kendini ikna çabalarını okuyoruz. Siz ne dersiniz bilemem ama ben buna duygusuzluk veya kayıtsızlık değil, buz gibi ölüm korkusu ve umut arasında sürüklenmek derim.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,4bin okunma
For Narnia and For Aslan (spoilersız)
10/10
·924 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Öncelikle zaten Narnia’dan bahsediyoruz kötü olma gibi bir ihtilamali yok. Bunun nasıl birinin yazmış olması gerçekten muazzam! Anlatmaya bile gerek yok gidin ve okuyun! Bu seriye yani Narniaya veda etmek her ne kadar ruhumda bir burukluk bıraksada, her yönüyle en sevdiğim seri olur kendisi. Ruhumun buna ihtiyacı vardı ve C.S Lewis bunu yazmasaydı şuan olduğum kişi olacağımı sanmıyorum. Hayatımın en büyük dönüm noktası bu seri. Ve okuduğunuz zaman pek çok şeyi farkedeceğinize eminim. Ayrıca ruhunuz yoğun bir huzurda bulacaktır. Çünkü benimki fazlasıyla bu huzuru buldu. Kitabın genel konusu Narnia isiminde bir ülke etrafında şekilleniyor. İlk kitap Narnia’nın kuruluşundan başlıyor ve diğer kitaplarda da narniadan devam ediliyor. Okuduğumuz karakterlerin bir çoğunu daha sonraki kitaplarda da görüyor olsakta temelde her kitabın ana karakteri farklı. Mesela beşinci kitapta gördüğümüz Eustace’ı daha sonra tekrar altı ve yedinci kitaplarda görüyoruz. Neyse genel olarak karakterlerin hepsi birbirinden çok farklı ve bir o kadarda harika karakterler. Heyecanınız kaçmaması açısından tüm kitapların tek tek konularından bahsetmeyeceğim. Genel olarak kitaplar hakkındaki fikrimi anlatmak istiyorum. Narnia benim için gerçek bir yuvadan farksız ve karakterlerde ailemmiş gibi hissettiriyor o yüzden belki bazı zamanlarda fazlasıyla abartabilirim, ama abartılması lazım ve kimse yeteri kadar abartmıyor. Konusu olsun karakterler olsun gerçekten eşsiz. Sevdiğim yönleri: 1-yazım dili; C.S Lewis’in yazım dili gerçekten çok hoştu ama tamamen üst seviye bir anlatı beklemenizi istemem. Üst seviyeden kastım her ağacı bile bir sayfa betimlemiyor. Onun yerine bir peri masalı anlatırmışçasına yazılmış. Bir şöminenin başında oturmuş sizden çok daha yaşlı ve Bilge birinden özel bir hikaye
Narnia GünlükleriC. S. Lewis · Xlibris Doğan Yayınları · 2024359 okunma