"Kim kimi duymuştu ki zaten, bugüne kadar? Kim kimin çığlığına koşmuştu ki? Komşularının hıçkırıklarını duymazdan gelen insanların kaderinde sessizce ağlamak vardı. Dünyada yardım istenecek kimse yoktu. Hiçbir zaman da olmamıştı. Gönüllü yardım kuruluşları doyuruyordu belki birkaç yüz bin kişiyi, ama duyabiliyor muydu, karnını bayat yemeklerle doyurduğu insanların haykırışlarını?"
"Kim bilir belki de ben de anlarım kendimi. Anlayabilirim varlığımı. Ya da hepsinden vazgeçtim. Belki bir gün, ben de anlayabilirim suyu, ateşi, toprağı, havayı... Yanlış anlaşılmasın! Ders almak değildir anlamak. Tecrübe asla! Kinyasla da varılmaz bu noktaya. Sadece anladığının farkında olmaktır gereken. Kim belki bende bir gün derim, 'Kinyas'ı ve Kinyas hayatını anlayabilmekteyim.' Ancak sanmıyorum. Ne kadar o sabrım var, ne de anlamaya merakım... Ölümlü olduğunu unutamadıktan sonra ne gereği var anlamanın? Tutunsan da âşıklarına, zincirlesen de kendi dostlarına yine de gömülürsün toprağa. Gerekirse hepsiyle beraber gömerler. Firavunlara yaptıkları gibi. Anlayan şöyle der: 'Anlayamasaydım da ölecektim. Daha çok anlamak yormayacak tabutumu taşıyan kollarını. Çünkü ne daha ağır oldum, ne daha büyük!'