ben bu kitabı ilk okuduğumda 19 yaşındaydım, hiç toksik bir ilişki yaşamamıştım, o halimle anlayamadım ne anlattığını, anlattığı şeylerin nasıl hissettirdiğini tahmin bile edemedim.
şimdi ise anlıyorum neden bahsettiğini, heathcliff'in nefretini, catherine'in çaresizliğini ve neden bu kadar bencil davrandığını. catherine'in duyduğu pişmanlığı, onu başkasıyla görmeyi kaldıramayışını. hangisi hatalı peki? bir parça mutlu olmak isteyen catherine mi? yoksa istediği tek kişiyi başkasıyla izlemek zorunda kalan heathcliff mi?
öyle oldu ki, artık kesinlikle çıldırdım, aklım başımda değil dedim. Başım şu masanın ayağına dayalı, orada yattığım yerde, ağaran pencereyi ayırt eder gibi oluyor, kendimi evde, meşe yaratığın içinde sanıyordum. korkunç bir üzüntü içimi eziyordu; ama uyandığım anda, bunun ne olduğunu bir türlü anımsayamadım. acaba nedir, diye kafamı zorlayıp iyice düşündüm. işin tuhafı, yaşamımın son yedi yılını hiç anımsamıyordum! o yılları yaşayıp yaşamadığımı bile anımsamıyordum.
demiş catherine, heathcliff yanında değilken geçen yılları için, hep kalbindeydi o, ancak yanında değildi. istediği tek kişi oyken heathcliff'in gidişi catherine'i bitiren şeylerden biriydi, edgar'ı istedi evet. ama hiçbir zaman ondan fazla değil, edgar onun için bir heves bile değildi, sadece heathcliffle olamayacağını bilen birinin bir parça mutluluk kırıntısı için kendisiyle ilgilenen biriyle yaptığı bir denemeydi. üstelik evlilik ihtimallerini kendi kendine suistimal etti, bunu istemediğini söylese de edgar'ın gidebileceği bir kapı bıraktı ona, ne olduğunu daha fazla saklayamadı. açıkçası ben o noktada edgar'ın catherine'i bırakacağını düşündüm ama bırakmadı, kitapta en çok şaşırtan kısımlardan biri buydu.
ama heathcliff kalsaydı edgar ve catherine evlenir miydi? bence bu cevap