Yeryüzü Sürgünleri / Şule Akşun
İnsan atadan şanslı olmayınca el kapısında hiç yüzü güler miydi?
Kitabı okurken son sayfaya kadar “Hasan’a kader ne zaman gülecek?” deyip durdum. Kurtuluş Savaşı sonrasında Midilli’den Balıkesir’e, Edremit’ten zeytinlik, papazlık ve Gelibolu cephesine kadar annesiz, babasız, yurtsuz Hasan’la birlikte köy köy, kasaba kasaba geziyoruz. Hasan daha küçük yaşlardayken denize açılıp dönmeyen babasını, ardından da annesini kaybediyor. Tek başına zeytinliklerde ırgatlık yapan, bıyıkları yeni terlemiş bir delikanlı…
Bir de Thalia var. Saçlarını savura savura şarkılar söyleyen, zeytinliği şenlendiren Thalia… Hasan’ın hayatındaki herkes gibi o da bir gün gidiyor.
Yıllarca Müslümanlar,Hristiyan ve Anadolu Rumlarının huzur içinde yaşadığı topraklarda işgal haberleri duyulur. Hasan, konu komşusuyla savaşamayacağını düşünüp adadaki dostlarına da yaşamına da veda edip Edremit’e gider. Yer yurt bilmeyen,sahipsiz toy Hasan buralarda da tutunamaz. Dağlara çıkar, çetelere katılır. Kan tutar da Hasan’ı ne var ki eli silah tutamaz bir türlü. Vatan aşkı bu ya Hasan’ı da değiştirir. Kan tutan Hasan vatan deyip Gelibolu’ya gider, savaşır, savaş biter bitmesine de içindeki kimsesizlik savaşı hep devam eder.
Savaş sonrası yol onu Yunanlı Teo’ya çıkarır. Teo, savaşta kaybettiği oğlu Niko’nun yerine koyar Hasan’ı. Başının üstüne hem bir çatı koyar
hem de Gülizar’la evlenmesine vesile olur. Her şey tam oldu derken Yunan mezalimi yine rahat durmaz. Hasan, Gülizar’ın hamile olduğunu yani baba olacağını bile öğrenemeden sessiz habersiz Kuvayimilliyecilere katılır.
Devamı kitapta!
Kitap sadece Hasan’ın hikâyesini anlatmıyor. Aynı sokakta, aynı pazarda, aynı hayatın içinde yaşayan insanların savaşla nasıl birbirine düşman hâle geldiğini de aktarıyor bize.
#kitabiistan_
İnsan Nasıl Kaybeder / Gazali
İslam düşünce tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Gazali; felsefe,fıkıh, kelam ve tasavvuf alanlarında eşsiz eserler vermiş bir alimdir.
Nizamiye Medreseleri’ndeki başmüderrislik makamını yaşadığı zihinsel ve ruhsal arayışlar neticesinde terk eden Gazali,hakikati bulmak arzusuyla yıllar sürecek bir inzivaya çekilir. Bu sancılı süreç,akıl ile inancı, felsefe ile tasavvufu harmanladığı başyapıtların doğmasına da vesile olur.
Batı literatüründe Gazali’ye dair yaklaşım iki uç nokta arasında gider gelir. Mesela birçok tarihçi,Gazali’nin Descartes’ten önce “şüphe” kavramını kullandığını,Kant’ın “aklın sınırları dahilindeki Din”felsefesine zemin hazırladığını ve hatta Hristiyan ilahiyatçıların da Tanrı’nın varlığı konusundaki argümanlarını beslediğini kabul eder. Ancak bu olumlamalar karşısında bir de olumsuz düşünenler de vardır. Modern Batılı eleştirmenler Gazali için “felsefenin kapısını kapatan” veya “bilimsel gelişmeyi yavaşlatan” kişi olarak bahseder ve yüzeysel bakış açısıyla onu daha doğrusu düşüncelerini değerlendirirler. Tam da bu olumsuzluklar üzerine okumuş olduğum “İnsan Nasıl Kaybeder?” eseri,Gazali hakkında yapılan sığ iddiaları detaylı bir analizle ele alıp Gazali’nin gerçekte var olan düşüncesini ortaya koyuyor. Eser aslında Gazali’nin felsefeyi kökten reddetmediğini;aksine onu inanç,din ve ahlakın süzgecinden geçirerek disipline etmeye çalıştığını vurguluyor. Mesud Topal’ın rehberliğinde Gazali’nin dünyasına girdiğimizde,onun felsefeye düşman olmadığını,sadece aklın ve kalbin manevi derinliğini köreltecek şekilde “tek ölçü” haline getirilmesine karşı olduğunu görüyoruz.
Gazali’nin sözleri üzerinden hem olumsuz düşüncelere,hem de genel insan çerçevesinden değerlendirmelere cevap veren bir kitap.
Özellikle
#kitabiistan_
Kaos Çağında Yeni İnsanın İnşası / Ertürk Akşun
Kaos Çağında Yeni İnsanın İnşası,yalnızca bir tarih anlatısı ya da siyasi analiz sunmakla kalmayıp,aynı zamanda unuttuklarımızı tazeleyerek yılların gerisinde kalmış aydın hareketlerini hatırlatan oldukça kapsamlı bir çalışma.Tarihimizin dönüm noktalarındaki ilerici hareketlerin ve bu hareketlere yön veren aydın tipolojisinin genişçe ele alındığı kitapta,geçmişin birikimi bugünü anlamamız için adeta bir pusula gibi önümüze seriliyor. Bu çerçevede tarih,siyaset,demokrasi,sivil toplum kuruluşları ve aydınlanma kavramları belirli bir döneme sıkışmış bilgiler olmaktan ziyade,sürekliliği olan bir “akıl ve yön bulma” süreci olarak ele alınıyor.
Günümüzün belirsizliklerle dolu kaos ortamında toplumsal kurtuluşun ancak tarihe yeni bir bakışla yaklaşmak ve “yeni bir insan” inşa etmekle mümkün olabileceğini savunan yazar; eğitim ve edebiyatın önemini Ziya Gökalp, Reşat Nuri,Halide Edip,Yakup Kadri Karaosmanoğlu,Oğuz Atay ve hatta Kafka gibi isimler üzerinden verdiği örneklerle açıklayarak,eğitimin cehaletle mücadeledeki dönüştürücü gücüne de önemli vurgular yapıyor.
Kitapta yer alan
“Aydınımızı arıyoruz… Aydın yön demektir, kaybolan yönümüzü arıyoruz.
Aydın akıl demektir, kaybolan aklımızı arıyoruz.”
(Sayfa: 107)
çağrısıyla yazar okuru derin bir düşünmeye davet ederken,zihnimde pek çok soru işaretinin de oluşmasına zemin hazırladı diyebilirim.Ancak sayfalar ilerledikçe,yazarın güçlü anlatımı sayesinde başlangıçta “Aydınımızı arıyoruz” çağrısına yetersiz kalan düşünce ve cevaplarımın giderek güçlendiğini de gördüm.
Bu kapsamlı anlatıda yazarımızın da belirttiği gibi “aydın” yalnızca düşünen biri olmamalı; aynı zamanda halkla bağ kuran,eğiten ve dönüştüren bir özne olmalıdır.
Tarih,sosyoloji,siyaset ve edebiyat
#kitabiistan_
Peri / Menekşe Toprak
Peri,sayfalarını çevirirken kendimi sık sık kontrolsüz bir öfkenin içinde bulduğum, hatta kimi zaman doğrudan Avukat A. İçin hakaretler savuracak kadar sarsıldığım bir okuma oldu benim için. Yazar okurun içini kaldıran,ruhunu daraltan,zifiri karanlığın kapısını aralayıp bu hayatın içinde ne yazık ki var olan sapkınlık dolu bir eşikten içeri,yine bir kız çocuğunun yaşadığı kızıl cehenneme davet ediyor bizi.
Henüz küçücük bir çocukken,annesinin isteğiyle Münevver Hanım’ın bakımına yardımcı olması için gönderildiği ev Peri için çocukluğunun gömüldüğü yer olur. Münevver Hanımın oğlu Avukat A. toplumun gözünde vakıflar açan, çocuklara kol kanat geren,saygın ve yardımsever bir figür olarak parlatılan bir karakter ama ne var ki bu maskenin ardında Peri gibi savunmasız bir çocuk için iğrenç arzular besleyen karanlık,iğrenç bir yüz…
Saygınlığın,kirli bir ruhu örtmek için ne kadar kullanışlı bir pelerin olduğunu sert bir tokat gibi yüzümüze yüzümüze vuruyor yazar.
Peri’nin o eve adım atmasıyla başlayan tacizler,çocuk aklının kavrayamadığı, karşı koyamadığı eylemler,yaş aldıkça kendisiyle büyüyen bir kabusa dönüşür. Yıllar geçer Peri üniversiteli olur,çalışan bir genç bir kadın olur ama,o ağır hakikat bütün çıplaklığıyla karşısında capcanlı yerini korumaya devam eder. Tacizlerinin merkezi olan gölde ölü bulunan Avukat A. bedenen gitmiş olsa da,onun bıraktığı kirli dokunuşların yarası Peri ve bir çok çocuğunun ruhunda kanamaya devam eder. Roman,bir çocuğun ruhunda açılan yaraların zamanla iyileşmediğini aksine o yaraların büyüdükçe daha derin,daha görünür bir kanayan yaraya dönüştüğünü canımızı yakarak hatırlatıyor.
Peri’nin geçmişle olan hesaplaşması,travmaların gölgesinde hayata tutunmaya çalışan sessiz çığlığında toplum olarak çok
#kitabiistan_
Öyleyse Vurun Baltayı / Seher Tanıdık
Kitapta yer alan öyküler,geleneklerin ve toplumsal beklentilerin dar çemberinde sıkışmış insanların,iç dünyasına doğru bizi sessiz ama derin bir yolculuğa çıkarıyor. Kırsal hayatın sert gerçekliği,aile içi kırılmaları ve doğayla kurulan kadim bir bağı öykülerin her birinde hissediyoruz. Sevmediği bir adamla evlendirilmek istenen Gülsüm’ün içten içe büyüyen isyanını,köyün kesilen zeytin ağacı,evlat acısı yaşayan bir annenin ağıtı..
Beni en çok etkileyen bebeklerini kaybeden Asiye ve Kemal’in yasına içten ortaklık ettiğim “Kambur Köprü’nün Yorgunları” öyküsü oldu. Hastane koridorlarından evin sessizliğine taşan ağır bir acı,boyun eğmek ile başkaldırmak arasında kalan bir çığlıktı Asiye bu hikayede…
İnsanın zihninde açılan görünmez yaralar,yoksulluk,kaderle hesaplaşma, kuşaklar arası çatışmalar,doğa betimlemelerinin yerel motiflerle birleşerek insanın hem toplumun yüklediği rollerle hem de kendi yazgısıyla bitmeyen mücadelesini güçlü ve dokunaklı bir dille anlatılan bu güzelim esere kalbimi bıraktım.
Değerli yazarımız @sehertanidik ‘ın kalemine sağlık. Tavsiyemdir.
@sehertanidik
@metinlerarasikitap
@burcununseckileri
#öyleysevurunbaltayı