Kendi Hâlinde Bir Lise Öğretmeni
“Yirmi beş yıl boyunca dur durak bilmeden az maaşlı, göze batmayan, kendi hâlinde bir lise öğretmeni olarak bu hayati görevini yerine getirmişti. Dışarıdan bakıldığında, aylık maaşından anlaşılabileceği gibi renksiz, soluk bir hayat sürüyordu. Bütün bunları başından beri bildiğinden, niçin zengin bir avukat olmadım diye yakınacak hâli yoktu. Seçimini bir lisede edebiyat öğretmeni olarak görev yapmanın kendisine içsel tatmin sağlayacağını bilerek yapmıştı ve bu doyumun iç dünyasına yayacağı aydınlık, soluk, renksiz dış görünümünü önemsiz kılacaktı. Bu duyguları Norveç toplumuna ve toplumun temeline duyduğu güvenden kaynaklanıyordu.”
İdealist Öğretmen
“Yaşadığımız topluma karşı sadakatini kanıtlamış biri varsa o da kendisiydi. Hayatının tam yedi yılını gençleri eğiten bir kamu görevlisi olmaya hazırlanmak üzere derslerine vermişti. Sonrasında da tam yirmi beş yıldır toplumun temelini ve kendisine bakışını, kavrayışını sonraki kuşaklara aktarmak üzere her gün görevinin başında olmuştu.”
kitablogum.com/kitap-sozleri/m...
İhtiyacı Olan Şey
“Elias, televizyon izleyip gazete okumanın sonu hiç gelmeyecek bir kişisel mağlubiyetle her gün yüz yüze gelmek anlamına geldiğini itiraf ediyordu. Bıkmadınız mı hâlâ, yetmedi mi bu size, diye köpürüyordu içinden. Birazcık acıyın bize, diye yakınıyordu, televizyon izleyip gazete okumanın gönüllü bir faaliyet olduğunun farkındaydı elbette ama iş bu kadar basit değildi. Zira toplumsal konularla ilgili bir birey olarak dünyayı tanımaya, anlamaya, dünyayla ilgilenmeye, toplumun televizyon ve gazeteler aracılığıyla gündeme aldığı -ya da modern deyimiyle iletişim içinde olduğu-şeylere arzuyla, şevkle katılmaya, angaje olmaya ihtiyacı vardı.”
“Toplumda o sıralar gündemi belirleyen şeyler, gerçeği değerlendirme ve yansıtma şekilleri itibariyle Elias’ın savunduğu tüm değerleri aşağılıyor ve her geçen gün biraz daha pes etmesine neden oluyordu.”