Bismillahirrahmanirrahim
Hamd, her risale ve sözün kendisine hamd ile başladığı Allah’a mahsustur. Salât nübüvvet ve risâlet sahibi Muhammed Mustafa’ya, insanı dalâletten kurtararak hidayete ulaştıran ailesine ve ashabına olsun. 
Bu kitap, bir tarih kitabı değildir. Akademik kaygı, konjonktürel uyum, zülfü yâre dokunmama gayreti yoktur. Tarih tarihçilerin, dincilik din adamlarının, siyaset siyasetçilerin işi olduğu gibi, Türkçülük de Türkçülerin işidir.
Roma tren istasyonunda, gümrük memurları, giriş yapan yolcuların valizlerini didik didik arıyorlardı. Nurettin'in valizini hışımla arayan memur, bavuldaki bir kitabı aldı. Yasak kitap olup olmadığına bakarken, birinci sahifesinde Maurice Blondel'in, kendi el yazısıyla "Değerli dostum Ahmet Nurettin'e..." diye başlayan yazısını ve imzasını görünce bu sefer munis bir tavırla ve yumuşak bir sesle, Nurettin'e sordu:
- Siz, Mösyö Blondel'i nereden tanıyorsunuz? dedi. Nurettin de,
- O benim hocam olur, sohbetlerine katılıyorum, diye cevap verdi.
Bu cevap üzerine memur, hemen kitabı yerine koydu, bavulu kapattı. Sonra "Buyurunuz mösyö!" dedi ve yürümeye başladı. Gideceği yere kadar, bavulu elinde taşıdı. Nurettin'in ısrarlarına rağmen vermedi. Nurettin'in bindiği araç hareket edinceye kadar da saygı duruşunda bulundu ve ayakta bekledi.
Nurettin, öğrencilik yıllarında, başından geçen bu olayı anlatırken duygulanır, “İşte Hıristiyan terbiyesi ile yetişmiş sıradan bir memurun nezaketi budur! Öğrencisinin şahsında hocaya gösterilen hürmet işte böyle ifade edilir. Katolik bir filozofun öğrencisi olan birinin kötü bir kimse olamayacağını peşinen kabul ediyor ve ona saygı gösteriyor" derdi.